AZİZ NESİN← Tüm eserleri
TR
Çiçu kitap kapağı
İlk baskı 1969

Oyunları

Çiçu

Yazar
Aziz Nesin
Eser türü
Oyunları
İlk baskı yılı
1969

Bir adamın yalnızlıktan kurtulma arayışını odağına alan dramatik oyundur. Nesin’in cezaevindeyken yazdığı metin, başkalarıyla bağ kurmakta zorlanan insanın iç dünyasına yönelir ve yalnızlığın nasıl aşılabileceği sorusunu sahneye taşır.

Bu eseri içeren derleme

Oyun, Bütün Oyunları 1 içinde yer alır.

Bütün Oyunları 1 son baskı kapağı
Son baskıBütün Oyunları 1
İçindekiler

Başlıklar ve sayfa numaraları Bütün Oyunları 1 baskısına göredir.

BölümSayfa
Çiçu185
Birinci Bölüm189
İkinci Bölüm212
Üçüncü Bölüm225
“Çiçu” Üstüne Notlar237
Yazarın notları

“Çiçu” Üstüne Notlar

Adam’ın konuşmaları, kendi kendine söylenilmiş yada seyircilere anlatılan monolog olmayacak. Adam sözlerini kesinlikle sahnede bulunan birine anlatacaktır ; o birisi örneğin Çiçu’dur, Piki’dir, Risami’dir, Çiçu’nun sesidir, kendi sesidir, telefondaki kadının sesidir, Cest yada Vavu’dur. Bütün bu eşya, hayvan ve sesler, sahnede bir oyuncu kişiliğinde değerlendirilecektir.

Bu oyun, usta rejisör ve çok iyi oyuncu elinde ancak başarılı olabilir. Orta çapta oyuncuları bu oyun kurtaramaz ama orta çapta oyuncu kolaylıkla oyunu düşürebilir.

Bu oyunda salt herhangibir insanın yalnızlığı anlatılmıyor ; burda insanın yalnızlığı anlatılıyor ve insanın yalnızlıktan kurtuluşu için bir çözüm aranıyor.

Bu oyunda anlatılan kadın-erkek ilişkisi de değildir. İnsanın insana karşı davranışı oyunun esasıdır. Oyun aileye indirgenmiştir. Sembol olarak alınan “karıkoca”lıkla arkadaşlık, dostluk, aile, ana-babalık, akrabalık gibi bütün insan ilişkileri verilmek istenmiştir. İnsan kendi mutluluğunu ilişkide bulunduğu insanı arttırmakla kazanır.

Misafir’le geçen sahne ile “kadın-koca-zampara” sahnesi fars olarak oynanacaktır. Oyunun içindeki bu fars bölümünün, oyunun bütününe ve Adam’ın karakterine aykırı düşmemesi gerekir. Çünkü :

1. Bu bölüm, oyun içinde ayrı bir oyundur. Adam bunun bir oyun olduğunu bilerek oynamaktadır. Oysa bu bölümlerin dışındakiler Adam için bir oyun değil, kendi normal yaşantısıdır.

2. Gerek misafirli bölüm, gerek zamparalı bölüm Adam’ın fantezisidir ; bu iki bölüm dışında kalanlar ise Adam’ın gerçeğidir. Buyüzden bu iki bölüm oyunun bütününden ayrılarak fars olarak oynanırsa bunların fantezi olduğu belirtilmiş olur.

3. Adam, gerek Misafir’in, gerekse Zampara’nın gerçekte olmadığını bilmektedir ; Çiçu’yu eğlendirmek için bu iki kişiyi varsayarak bir oyun düzenlemiştir. Oysa oyundaki Misafir ve Zampara’dan başka kişilerin (örneğin bütün konuşanların, kendi sesinin, Çiçu’nun sesinin, Çiçu’nun kendisinin ve eşyaların) gerçekten ve gerçek kişilikler olduklarına Adam inanmaktadır. Misafir’le Zampara’ya ise inanmamakta, onları kendisi bilinçli olarak bir oyun aracı diye varsaymaktadır.

4. Misafirli ve zamparalı bölümler Adam’ın fantezisi olduğu için de Adam bu bölümlerde sarhoştur. Adam’ın sarhoş bulunduğu bu iki sahne fars olarak oynanmalı ve bu fars oyunun bütünlüğünü, akışını bozmamalı, tersine oyunu renklendirmeli ve zenginleştirmelidir.

5. Oyun genel olarak durgun ve ağır tempoda oynanacak, yalnız fars olarak oynanan bu iki sahne çok hızlı bir tempoyla oynanacaktır.

Aziz Nesin’in Güncesi Mum Hala’da

Çiçu’yla ilgili yazılar

27 Mayıs 1963

Sanatta yerselle ulusal arasındaki ayrımı çok kişi anlayamıyor. Bir yapıtın evrensel değerler taşımasını ulusallığına engel sanıyorlar. Oysa evrensel olan her yapıt önce ulusaldır, başka türlü de olamaz... Maymunca öykünmeler bir yana, her Türk yazarının yazdığı ister istemez ulusaldır... Benim “Mateh Usta”m da, “Çiçu”m da, “Met”im de ulusal kişilerdir. Buna karşılık “Toros Canavarı” olan Nuri Sayaner, “Koltuk”un emekli memuru (.............) yersel kişilerdir. (Bu ikisi en az yarım yüzyıl gecikmiş dışavurumcu oyunlardır.)

Herhangi bir yapıtta evrenselliği sağlayan ögelerden biri de simgeler, imgelerdir.

Tiyatroda ne yapmak istediğimi Biraz Gelir misiniz, Bişey Yap Met, Çiçu anlatmaktadır. Bu türde daha en az on oyun verebilirsem, [nasıl bir] tiyatro yapmak istediğim iyice anlaşılacaktır. Tiyatrodaki ereğimin anlaşılması için ya bu on-onbeş oyunu vermem yada tiyatro anlayışımı büyük bir kitapta anlatmam gerekiyordu. Ben anlatmayı değil, göstermeyi yeğledim; çünkü oyun yazarı anlatımcı değil gösterimcidir.

Benim yapmaya çalıştığım Türk tiyatrosudur. Bunu şimdilik anlatamıyorsam, oyunlarımın sayısı çoğaldıkça anlatacağım. Eskiden başka, ama yaşadığımız çağda evrensel değerler taşıyan ulusal tiyatro yersel niteliklerle sağlanamaz.

Aziz Nesin tarafından boş bırakılmıştır. Koltuk’taki memurun adı Beybaba’dır. – y.n.

49 yaşımdayım. Çehov olsaydım dört yıl önce ölmüştüm ve oyunlarım ortaya çıkmamış olacaktı. Elimi daha çabuk tutmalıyım; zaman kalmadı.

28 Mayıs 1963

... Beğendiğim, sevdiğim bir hikâye, bir oyun yazınca tatlı bir yorgunluk, uyuşukluk gelir üstüme... Özdeksel olarak beynimden ışınlar, elektrik akımları çıkmış, tükenmişim, bitmişim gibi gelir bana, bir tuhaf da sevinç duyarım. Bu sevinci çevremdekilerle paylaşmak isterim; bu durumlarda çok zaman – hemen hemen her zaman − çevremdekilerin huysuzluklarıyla, asık suratlarıyla, ısırgan sözleriyle karşılaşınca kendi kabuğuma çekilir, sinerim.

Sevdiğim, beğendiğim bir yazı yazınca bir daha böylesini, bundan daha iyisini yazamıyacağım diye içime büyük bir korku düşer. Hele oyun yazınca bu korku bende daha da büyüyor.

Bişey Yap Met’i yazmaya başlayınca Biraz Gelir misiniz’den daha iyi, hatta onun kadar bile olmayacak diye korkuyordum. Ama bana kalır[sa], Bişey Yap Met, Biraz Gelir misiniz’den daha iyi oldu.

Anlattığım korkuyla başladığım Çiçu, sanıyor ve inanıyorum ki ondan önce yazdıklarımın hepsinden iyi oldu.

30 Ekim 1968 Çarşamba gecesi, Saat 23.00

Biraz Gelir misiniz’de, Bişey Yap Met’te, Toros Canavarı’nda, Çiçu’da, Tut Elimden Rovni’de, Bir Küçümencik Kişi’de hep, hep, hep kendimi anlattım…

22 Kasım 1969 Bu oyunu, 1951 yılında, Paşakapısı (Üsküdar) Cezaevindeyken tasarlamış, planını yapmış, notlarını almıştım. Günlük işlerim yüzünden oyunu bitirememiştim.

1963 yılında usta oyuncu Ulvi Uraz, Şehir tiyatrosundan ayrılmış, bir tiyatro da kuramamış olduğu için tek kişilik bir oyunla turneye çıkmak istiyordu. Benden tek kişilik bir oyun istedi. Tiyatro dosyalarımı karıştırdım, tek kişilik oyunlarım içinden Çiçu’yu seçtim. Çiçu üzerinde çalışırken, Almanya’da sahneye konulacak Biraz Gelir misiniz adlı oyunumun ilk gösterilişinde eşimle birlikte bulunmamız için bir çağrı aldım. Ulvi Uraz oyunu yetiştirmem için üsteliyordu. Gidiş zamanımı iki gün erteleyerek Çiçu’yu bitirip Ulvi Uraz’a verdim. Bu iki günlük gecikmem sırasında Talat Aydemir’in hükümet darbesi girişimi olunca sıkıyönetim ilan edildi. Eşimle birlikte havaalanına gittik, tam uçağa binerken sıkıyönetimce pasaportlarımız elimizden alınarak geri çevrildik. Ulvi Uraz’a Çiçu’yu yetiştirmek uğruna, Almanya’da oynayan Biraz Gelir misiniz’in ne ilk oynanışını ne de başka oynanışlarını görebildim. Ulvi Uraz da çok beğendiğini söylediği Çiçu’yu oynamadı.

Değerli sanatçı Yıldız ve Müşfik Kenter’ler 1967’de Çiçu’yu sahneye koymak istediler ve program dergisinde oynayacak diye ilan ettilerse de yine Çiçu sahneye konulmadı.

1968’de Gülriz Sururi ve Engin Cezzar, Çiçu’yu istediler ama onlar da sahneye koymadılar.

Çiçu, öbür oyunlarımın şanssızlık izindedir.

1951’de tasarlayıp planladığım, 1963’de yazdığım Çiçu’yu 1969 sonunda kitap olarak yayımlıyorum.

“Çiçu” oyunu kitabına koyacaktım bu yazıyı ama suçlayıcı bir havası olduğundan vazgeçtim. – A. N.

1 Ocak 1970

Müşfik Kenter hiç kuşkusuz bir tiyatro virtüözü. Oyunlarıyla iyi tanıdığım Türk erkek oyuncularının en başarılısı Müşfik. Çiçu’yu da çok iyi oynuyor. Ama yine de Çiçu da yazarı olarak kendimi, oyuncusu olarak da Müşfik’i eleştirecek biçok yerler var.

Önce kendimi eleştireyim:

Çiçu’da mesajın özüne aşırı oranda basmışım. Kitabın yeni basımında mesajı bu denli tekrarlamadan vermeliyim.

Bir iki yerde tekrarlar var: (Yalnızlıktan patlamak ) gibi... Oyunun sonu, oyunun özünden ötürü etkili bir bitiş olmuyor. Oysa seyirciler genellikle çok etkili bitişler istiyor. Biraz Gelir misiniz’in, Bişey Yap Met’in bitişleri etkilidir. Oysa Çiçu böyle değil, bu oyunun sonunu nasıl etkili yapabilirim diye düşündüm. Belki bunun da bir yolu bulunabilir. Ama ben şimdilik bulamadım. Etkili bir son için oyunun başındanberi hazırlık gerekir. Örneğin şu anda aklıma geldi: Oyunun başında, adamın bir çocukluk anısı olarak, sakat bir çocuk (ki buyüzden hep yalnızdır) adamı çağırır. Adam çocukken bu çağrıya gitmez, içinde bir vicdan azabı olarak kalır. Çiçu’ya bu anısını bikaç kez tekrarlar. Daha doğrusu bir kez anlatır da Çiçu sık sık bu anıyı dinlemekten bıktığını söyler. Oyunun başında adam çocuğun çağrısını duyar, duymamak ister, Çiçu’yu memnun etmek için. Sonunda yalnız çocuk çağırır. Adam da böylece yalnızlara gider. Belki bu bitiş etkili olabilir.

Müşfik’e gelince... Müşfik sahnede yalnız adamın yalnızlığını yaşadığını, yalnızlığı iliklerine dek duyduğunu yeterince belirtemedi. O, sahnede seyirciler için bir yalnız adam değildi de yalnız adamı başarıyla taklit eden biriydi.

İkinci önemli eleştiri: Sahnedeki Müşfik gerek fiziği, gerek psikolojisiyle sürekli yalnız kalacak, yalnızlık çekecek bir erkek izlenimi vermedi seyirciye. Böyle bir erkek nasıl olsa bir kadın arkadaş bulurdu kendisine. Oysa Çiçu’da adam yalnızlıktan ıslanmış, yalnızlıktan üşümüş bir halde, ezik, zavallı görünmeliydi bize. Zaman zaman da bu ezikliğinden birden sıyrılıp başkaldırmaları olmalıydı ki, bu iki aşırı uç (eziklik ve başkaldırı) daha iyi belirsin. Müşfik başkaldırıları, sertlikleri, tepkileri çok iyi verdi ama ezikliği, yumuşaklığı veremedi. Rolü baştan sona çok katı, sert ve tepkili oynadı.

Bütün eleştirilerimden sonra şunu söyleyeyim: Bu rolü günümüz Türk oyuncuları içinde Müşfik’ten daha iyi oynayacak biri olduğunu sanmıyorum.

26/27 Ocak 1971- ... Kâmuran Yüce’yi gördüm. Çiçu’nun kalkacağını söyledi. Pek şaşırdım ve üzüldüm. Ama üzüldüğümü belli etmemeye çalıştım. Çiçu, benim en beğendiğim, en sevdiğim oyunumdu. Nedenini sordum.

– Belki haftada bir gün ve saat 15’te [oynanabilir] dedim.

Kâmuran,

– Çarşamba günleri bile ancak oniki sıra doluyor... dedi.

– Peki nedir tutmamasının nedeni?

– Yıldız da şaşırdı, anlamadı. “Tiyatroda hangi oyunun tutup tutmayacağını öğrenemeyeceğiz galiba...” dedi.

Aralarında bu konuyu konuşup şuna bağlamışlar sonucu: “Çiçu’da hikâye yok. Oysa seyirciler oyunda anlatılan bir hikâye istiyorlar. Çiçu’da adamın yalnızlığı hikâyesiz olarak anlatılıyor. Biz, Üç Kız Kardeş’in tutup da Çiçu’nun neden tutmadığını çok düşündük. Biz Üç Kız Kardeş’in tutmayacağını sanmıştık. Oysa tuttu. Çünkü hikâyesi var. Seyirciler Üç Kız Kardeş’i yalnız Maşa’nın hikâyesi olarak alıyorlar. Seyircilerin − ki çoğu kadın − gözyaşlarını silecek mendil çıkarmak için çantalarını açtıklarını dışardan duyuyorum. Bizde kadınların çoğu mutsuz; mutsuz olsalar da kocalarından ayrılmadan, ayrılamadan sürdürüyorlar yaşamlarını. Yani Maşa’da kendilerini buluyorlar ve Üç Kız Kardeş’te Maşa’nın hikâyesini görüyorlar. Oysa Çiçu’da hikâye yok.”

Bu sözlerde büyük gerçek payı var. Evet, Çiçu’nun hikâyesi yok. Çünkü ben, hikâyesiz oyun yazmak, tiyatroyu hikâyeden kurtarmak istemiştim Çiçu’da... Demek seyircimiz daha burada değil. Belki de böyle bir deneme hiç tutmayacak. Seyirci hâlâ oyundan hikâye istiyor. Çünkü hikâye, seyirciye anlama kolaylığı sağlıyor.

Mediha Esenel de şöyle demişti:

“Çiçu’daki yalnızlığı bizim insanlarımız duymuyorlar. Bizim insanımız bu türlü bir yalnızlığı duyamazlar. Kendilerini yalnız tutamazlar.”

Kim olduğunu hatırlayamadığım birisi de Kent Oyuncuları Tiyatrosu için şöyle demiş:

“Bu tiyatroda kadınların tuttuğu oyun, tutmuş olur. Çiçu’yu kadınlar tutmadı.”

Bu yargı da doğrudur. Üç Kız Kardeş’in o tiyatroda hangi nedenle tutmuş olduğu da bu yargıyı doğruluyor.

Her ne olursa olsun, bütün bu eleştirileri dikkate almam gerekiyor.

Oyunun yazılışı üzerine

Bu oyunu 1950’de Üsküdar (Paşakapısı) Cezaevinde yazdım.

1963’te değişiklikler yaparak yeniden yazdım.

Aralık 1969’da kitap olarak yayımlandı.

Aziz Nesin

Farklı yayınevi baskıları

Baskılar

Çiçu — İlk baskı 1969

İlk baskı 1969

Çiçu — 2007

2007

Künye Farklı yayınevi baskıları

1969
Kendi yayını
1982
Adam Yayınevi
1983
Karacan Yayınları
2007
Nesin Yayınevi

Çiçu