AZİZ NESİN← Tüm eserleri
TR
Merhaba kitap kapağı
İlk baskı 1971

Köşeyazıları

Merhaba

Yazar
Aziz Nesin
Eser türü
Köşeyazıları
İlk baskı yılı
1971

Nesin’in gazete yazılarından, yazıldığı günün ötesinde okunabileceğine inandıklarını seçerek oluşturduğu derlemedir. Kitabın çıkış noktasını, günlük bir köşe yazısının ne zaman kalıcı bir metne dönüşebileceği üzerine yaptığı değerlendirme oluşturur.

Yayınevinde incele
Merhaba son baskı kapağı
Son baskı
İçindekiler
BölümSayfa
Selam7
Merhaba10
Atatürk’le Konuştum14
Düdüklü Yas20
Ne Olur Hatırlayın !22
Çıktık Açık Alınla24
Başkanlık Masalı27
Hergele Meydanı30
Yaşasın “Kırmızı Pelikanlar” !34
Sağolunuz !37
Her Derde Deva Ebegümeci40
Yerinde Saaay !42
Alacakaranlığa İlenç45
Kırksekiz Saat Bekletilen Gemi48
Tatlı Dönemeç51
Her Boyaya Boyandı Fıstıki’ye Dayandı53
Japonya Gezisi56
Manda ve İnek60
Adı Bayram Olunca62
Öksüz Memet’in Bayram Mektubu64
“Zat” Hastalığı ve Tedavisi67
Seçim Duası70
Yürüyecek72
Berber Dükkânındaki Yaldızlı Nal75
Ortadan Yürrüüü !77
“Başarımı Karıma Borçluyum”79
Zübük’ten Mektup Var (I)81
Zübük’ten Mektup Var (II)85
Zübük’ten Mektup Var (III)89
Hekimlerin Sınavı93
Mendilsiz “Ayşecik”96
37’liler99
Siyasi Koğuşun Kedisi103
Hayvanları Koruyunuz !105
Nutuk Çeken Hayvan108
İstese de Çekilemez110
Ruhsuz Herifler !..112
Bu da Bir Açıkgözlük114
Düzeltme Yanlışları116
Bir Yüzkarası119
“Welcome” Türkiyesi122
Komünizm Tüccarları124
Karaderili Hemcinsim128
Dostlar, Düşmanlar131
Menderes’i Nasıl Öldürdüler ?134
Emekli Olacak mı, Olmayacak mı ?137
Uç Ya Mübarek !140
Özeleştiri143
Ulusal mı, Değil mi ?145
Baba Tatlısı Nasıl Yapılır ?147
Bir Fıkra Anlatır mısınız ?149
Bizim İşimiz151
Yazmak153
O Bile Bir Zenaattir158
Gizli Mektup161
“Milli Sanayici” Dedikleri164
Büyük Çıkmaz168
Bir Kıl Koparan Cennetlik171
Kefen Parası174
İslam Dini Dünya İşlerini Düzenler176
İslamlıkta Laiklik Olamaz !179
İslamlık181
Türkiye’de Laiklik184
Kuran Çevirisi186
Türkçe İbadet Olmaz mı ?188
Bu Kitaba ve Fıkraya Değgin Birkaç Söz191
Yazarın notları

Bu Kitaba ve Fıkraya Değgin Birkaç Söz

Fıkra yazarlığına ilkin 1945’te Tan gazetesinde başlamıştım. Sonra, Yeni Gazete, Akşam, Tanin, Öncü, Yeni Tanin, Günaydın gazetelerinde fıkra yazdım.

Gazetelerdeki fıkralarımdan seçerek düzenlediğim ilk fıkra kitabım 1958’de yayınlanan Nutuk Makinesi, ikincisi de 1959’da yayınlanan Az Gittik, Uz Gittik’tir. Sunduğum Merhaba üçüncü fıkra kitabımdır.

Gazete yazısıyla edebiyat yazısı arasında şu ayrımı görüyorum : Edebiyat yazısı, yazarın yazmadan duramadığı, yazar için yapılması zorunlu bir iştir. Gazete yazısıysa, yazarın “Bugün de ne yazmalıyım ?” sorusuna bulduğu cevaptır ve zorunlu değil, zorlama bir iştir.

Bizde gazete fıkrası başlangıçta edebiyata daha yakındı. Sonraları, gittikçe gazeteciliğe yaklaşarak, sonunda tam gazetecilik işi oldu.

Edebiyata yakın fıkra, esin kaynağı ve konusu bir güncel olay olsa bile, yine azçok güncellikten uzaklaşabilen, uzun süreli olmasa bile yine de azçok kalıcılık değeri kazanabilen yazıdır. Böyle olduğu için, edebiyatçı olan ilk fıkra yazarlarımızın fıkralarının güncel değerleri, etkileri az, etki alanları dar ama buna karşılık kalıcılık değerleri bulunduğundan kitap olma olanakları çoktur. Ahmet Rasim, Ahmet Haşim, Nâzım Hikmet, Yusuf Ziya Ortaç, edebiyata ağırlık veren ama gazetecilik değerleri az olan fıkra yazarlarıydı. Sürekli olarak hergün yazsalardı, Peyami Safa, Çetin Altan gibi, ister istemez, edebiyatçılıktan gazeteciliğe kaymak zorunda kalacaklardı.

Bir gazete fıkrası, ne denli edebiyat değilse, o denli iyi bir gazete yazısıdır. Başka bir deyişle, bir yazı ne denli çok güncelse, güncel olayların ayrıntılarına ne denli girmişse, o denli iyi bir gazete yazısıdır ve gazete yazısı olarak etkisi çoktur ; buna karşılık kitaplık ve kalıcılık değeri de o denli azdır.

Gazete fıkrası, günü gününe etkisi olan, yayınlanmasının üstünden zaman geçtikçe de etkisini yitiren bir yazıdır.

Türkiye’de fıkracılık, edebiyat fıkracılığından gazete fıkracılığına, oradan da makale fıkracılığına dönüşen üç evre geçirdi. Bu üç evreyi, bir toplumsal gereksinmenin karşılığı olarak o zamanın koşulları hazırlamıştı.

1945’te Tan gazetesinde fıkra yazmaya başladığımda, gazete fıkracılığı evresindeydik. 1960’tan önce Akşam’da, 1960’tan sonra da Tanin’de yazdığım fıkralar, ne edebiyat ne de gazete yazılarıydı. Makale fıkracılığı dediğim tür bunlardır ; günlük olaylardan esinlenerek bilimsel konuları, bir öğretiyi yada bir düşünceyi, gazete okurlarının anlayacağı yalın bir dille anlatan, öğreticiliği ağır basan yorum yazıları. Bunlar ne tam edebiyat, ne bilim, ne tam gazete yazılarıdır.

O zamanlar uzun yazdığım için beni eleştirenler çoktu. Haklıydılar. Ama bilerek uzun yazıyordum. Yazdıklarım, gazete fıkrası değildi, okurları bilinçlendirmeyi amaç edinen, okurlara yararlı olmaya yönelmiş yazılardı. Çünkü önceleri 27 Mayıs’ın oluşum günlerindeydik, sonraları da, ikinci anayasanın yapılışı ve sosyalizmin yayılması dönemindeydik. Okurlar, sosyal konuları öğrenmeyi gereksiniyorlardı.

Gazete fıkraları, edebiyat ve bilimden yararlanılarak yazılmış ama edebiyat ve bilim olmayan yazılardır ; güncel olmalarından ötürü de kalıcılıkları azdır yada yoktur. Bununla birlikte son on onbeş yıldır okurların toplumsal ve düşünsel gelişiminde bikaç fıkra yazarının görev yükümlendikleri ve başarılı oldukları da ortada bir gerçektir.

Merhaba adlı bu kitabım için gazetelerdeki fıkralarımdan seçme yaparken, yayınlandıkları günlerde çok sözü edilmiş, üzerinde konuşulmuş fıkralarımın güncel olayların ayrıntılarına dek inmelerinden ötürü, üzerinden zaman geçince kitaplık değerlerini yitirdiklerini gördüm. Bunları kitabıma alamadım.

Nutuk Makinesi’yle Az Gittik, Uz Gittik adlı fıkra kitaplarımı birleştirip tek kitap olarak ikinci basımı için düzenlerken o iki kitaptaki doksanbeş fıkradan otuzunu, güncellikleri nedeniyle artık eskimiş oldukları için, kitaptan çıkarmak zorunda kaldım.

Bu kitabı hazırlarken gazete fıkrası konusunda vardığım sonuç şudur : İyi bir gazete fıkrası, kitaplık değeri olmayan yazıdır ; kitaplık değeri varsa, azçok kalıcıysa, o yazı da bir gazete fıkrası değildir.

“Merhaba”ya, işte böyle bir ölçü içinde kitaplık değeri olduğunu sandığım fıkralarımı seçerek topladım.

Kitaptan bir bölüm

Selam

Selam Türkiye’m! Gözyaşlarında gülenlerim, kahkahalarında ağlayanlarım, selam! Keloğlan’larım, Nasrettin Hoca’larım, Bektaşi’lerim, Köroğlu’larım, selam! Sizlerde gülüp ve sizlerde ağlayıp ve de sizlerde düşünüp ve de sizlerde kızan insanlarım, selam! 1 Mayıslarım, 23 Nisanlarım, 30 Ağustoslarım, selam!

Dört yıl “muvazzaf”, üç yıl “ihtiyat”, iki yıl “redif” askerliği yapıp, son “müstahfız” askerliğinden bir daha Annaç köyüne dönemeyen büyükbabamın yattığı bilinmez toprağa selam! Türkülerdeki Türkiye’me selam! “Yüzbaşılar, yüzbaşılar / Tabur taburu karşılar / Sabah olup gün değişir / Yatan şehitler ışılar.” Işıl ışıl şehitlerim, selam!

“Mal sahibi, mülk sahibi / Hani bunun ilk sahibi?” diye soranlara selam! Mülkü “Çanakkale içinde bir kırık desti” olanlara, “Analar babalar umudu kesti!” diyenlere selam! “Çanakkale içinde vurdular beni”; beni de sizinle... “Ölmeden mezara koydular beni”; beni de sizinle... Selam sizlere!

“Üryan geldim, gene üryan giderim / Ağır çiftim, döner harmanım mı var? / Can alıcı gelmiş, canım almaya / Benim can vermeye dermanım mı var?” Dermanı tükenenlere selam!

“Burası Muş’tur / Yolu yokuştur / Giden gelmiyor / Acep ne iştir?” Gidip de gelmeyenlere, geride bekleyenlere selam! “Kışlanın önünde redif sesi var / Bakın çantasına acep nesi var.” Selam, selam, gidip de gelmeyenlere!

Çarşamba’yı sel alır, bir yar seversin el alır... Eli böğründe kalmışlarım, selam! Ağlayıp gözden olanlar, dövünüp dizden olanlar, selam! “Tutunacak dal mı verdin?” diyenlere, “Ne’m alacak Felek benim?” diye soranlara selam!

“Kimi vergi, kimi sorgu yazıyor / Can dayanmaz, kul canından beziyor.” Canından bezmişlerim benim, selam! “Dağlar padişahın, ferman bizimdir” diyenlerim, selam!

Birinin yiyip, bininin baktığı ama yine de kıyametin kopmadığı yurdum, karınları aç, gözleri tok insanlarım, selam!

“Akıl almaz şu feleğin işine / Ağa olmak, paşa olmak boşuna / Gelir bir taş değer bigün başına / İnsanoğlu bakî değil devrilir!” Bütün devrilmişlere, bütün devrileceklere selam!

“Ankara’nın taşına bak!” Ankara’nın taşına selam! “Gözlerimin yaşına bak!” Gözyaşlarına selam! “Şu feleğin işine bak!” Gözün kör ola Felek, sana da selam! “Söyleyin anama anam ağlasın / Anamdan gerisi yalan ağlasın...” Anaları ağlayanlara selam! “Boşuna çiğnemişim yalan dünyayı” diye kaygılananlara selam!

“Oltu’dan girdik Sarıkamış’a / Akıl almaz orada yatan üleşe / Askeri kırdırdı Enveri Paşa...” Kırılanlara selam! “Kore nere, bura nere?” Selam, selam nişanlara, selam madalyalara... “Hapisane çeşmesi yandan akıyor yandan / Mapusluk bişey değil ayrılık var biyandan”; ayrılmışlara, ayrılacaklara selam!

Şairlerine düşman... Yavrularının en değerlilerinin başını ezen yurdum, selam...

Bir zaman frank, bir zaman mark pazarı, bir zaman sterlin, bir zaman dolar pazarı olan yurdum, selam! Kendi kendisinin olamamış Türkiye’m, selam! Dokuz köyden kovulanlarına, onuncu köyün kapılarını kapatan Türkiye’m, selam!

Bir umudu şu dağın ardındaki öbür dünyada kalmış insanlarım, selam! Denize düşenlerinin yılana sarıldığı ülkem halkı, selam!

Bu yeryüzü, yeryüzü olalıberi, yeryüzünde kendiliğinden her ne varsa, onları satan ülkem: Tütün ve fındık ve palamut ve deri ve barsak ve pamuk ve salyangoz ve insan gücü ve delikanlılarının ve genç kızlarının alınterini ve göznurunu ve gözyaşını ve kanını ve iliğini... İsa’dan önceki yirminci yüzyılı satıp, İsa’dan sonraki yirminci yüzyılı satın almakta olan Türkiye’m, selam! Atom çağını, elden aldığı lüks arabaya “Maşallah” asarak yaşayan yurdum, selam! Emeğinin terinden süzülmüş altınları verip Kabe’den zemzem getirenlere selam!

“Bizden selam olsun Bolu Beyine!” derebeyine, beylerbeyine! Toprak ağalarına, çamur ağalarına, su, deniz ve hava ve yer ve gök ağalarına, apartman ağalarına, para ağalarına, fabrika ağalarına, basın ağalarına selam! Ve emicem Yusuf hanesine ve emmioğullarım Zeynel ve Kâzım ve Memet efendilere ve muhtar emiceme ve köyümüz öğretmenine ve de hanesine ve de berber Ismıyl’a ve de kahveci Mırat’a ve de Alefendi’ye ve de bu mektubumu okuyan ve dinleyen efendilere selam ederim.

Yeni Tanin, 20 Mayıs 1964

Farklı yayınevi baskıları

Baskılar

Merhaba — İlk baskı 1971

İlk baskı 1971

Merhaba — 1974

1974

Merhaba — 1980

1980

Merhaba — 1984

1984

Merhaba — 2013

2013

Künye Farklı yayınevi baskıları

1971
Bilgi Yayınevi
1974
Tekin Yayınevi
1980
Karacan Yayınları
1980
Kendi yayını
1984
Adam Yayınları

Merhaba