Yankılar
TATLI BETÜŞ’ÜN YAZARI DİYOR Kİ :
“YAŞAMAK BENİM İÇİN YAZMAKTIR”
Uzun süredir ziyaretine gitmeyi, sohbet etmeyi kuruyordum da olmuyordu... Gazetenin Istanbul’daki çeşitli işleri, günlük yorucu ve oyalayıcı olaylar beni eş-dost ziyaretinden alıkoyuyordu... Ama Aziz Nesin Abiye gitmek de farz olmuştu. Zira “Barış” adına bir roman rica etmiştik. Edebiyatımızın ve Türk mizahının ünlü ustası aylardır Tatlı Betüş’ün üzerinde çalışıyordu.
Ben ziyaret fırsatı yakalamak için çırpınırken, birden kapı çalındı ve Aziz Abi büroya kendisi geldi. Yüz hatlarından daha ilk anda okunuyordu ki yeni eserinden çok mutludur. Biraz, sohbetten sonra konu tahmin edeceğiniz gibi Tatlı Betüş’e geldi. Değerli yazarımız yeni eseri hakkında özetle şunları anlattı :
– Biliyorsunuz kitap olarak basılmış altı romanım var. Tatlı Betüş, yedincisi olacak. Tatlı Betüş’ü 1958’de yazdığımda adı “Bayan Döviz” idi. Bu ilk biçimden memnun olmadığım için 1960’ta romanı yeniden yazdım, adını da “Bir Mirasçı Aranıyor” koydum. Romanın üçüncü biçimi de beni memnun etmemişti. Barış Gazetesi benden roman isteyince, bu onbeş yıllık romanımı yeni baştan ele aldım. Dördüncü kez değiştirip, düzeltip yeniden yazdım. Bu kez ise adını bildiğiniz gibi “Tatlı Betüş” koydum. Böylece bu roman, son adını, son biçimini almış oldu.
Görülüyor ki, pekçoklarının, hatta edebiyat tarihçilerimizin, eleştirmenlerimizin sandığı gibi, kolay yazabilen yazarlardan değilim. Kolay müsvedde yazdığım, kimi müsveddelerimi de dergilerde, gazetelerde yayımladığım doğrudur. Ama kitap olarak çıksa bile, her yazdığımı, kendimce ona gerekli son biçimi verinceye dek, düzeltir, değiştiririm. Pekçok yazmış olmam, dışardan bakanlara kolay yazıyormuşum izlenimini veriyor. Çok yazmam, zamanımı yazmaya yararlı kullanmamdan ve yaşamımın yazmaktan başka hiçbir yanı olmayışındadır. Bütünüyle salt yazarlığa adanmış olan yaşamımda gezmek, eğlenmek, dinlenmek gibi şeyler yok, yemek, içmek, görmek, uyumak, bütün bunlar ancak yazabilmem içindir... Yaşamıyorum, yazıyorum ; çünkü yaşamak benim için yazmaktır.
Soru – Sevgili üstat, yüzünüzde bir mutluluk görülüyor, bu mutluluk yeni bir eseri bitirmekten mi ? Geldiğinizdenberi hep konuştuk ama biraz daha Tatlı Betüş’ten söz eder misiniz ?
Aziz Nesin – Ha mutluluk... Her yazdığıma son biçimini verdiğim zaman bundan memnunsam, kısa da olsa bir erinç duyarım.
BarışGazetesi, tefrika edeceği Tatlı Betüş üzerine benden bir söyleşi istiyor, anlıyorum... Bu söyleşinin, romanı çok kişinin okuması, gazeteye okur kazandırması için, çekici olması, romanın reklamını yapmam gerekir. Bunun için gazeteye, “Aziz Nesin, Tatlı Betüş’le hayatının romanını yazdı” dedirtsen, kaç yüzyıldanberi, bu yeryüzünde kaç yüz romancı, herbiri kaç kez bu reklamı kullanmış olduğuna göre, artık bu palavra etkisini yitirmiş olmalıdır.
Daha etkileyici şöyle bir reklam da geliyor aklıma : “Yazar, Tatlı Betüş adlı son romanında, hayatına giren kadınları, onlarla olan inanılmaz, akıl durdurucu serüvenlerini anlatıyor...”
Bu reklama, “Okurken soluğunuz kesilecek”, “Okumaya başlayınca elinizden bırakamayacağınız, bir solukta okuyacağınız bir roman” gibi beylik reklam palavraları da eklenebilir...
Sanırım sizin de dikkatinizi çekmiştir. Kimi romanların arka kapaklarına yayımcının yada yazarın kendisinin yazdığı bilinen, o romanı tanıtıcı yazılar yukarda örneğini vermeye çalıştığım reklam palavralarından hiç de aşağı kalmazlar...
En iyisi ben size, bugünedek kitap olarak yayımlanmış romanlarımda olduğu gibi Tatlı Betüş’te de ne yapmak istediğimi anlatayım. Tatlı Betüş’te yapmaya çalıştığım iş, tıpkı hikâyelerimin büyük çoğunluğunda olduğu gibi, yurdumun toplumsal topografyasından kesitler vermektir. Ama bu kez bu kesiti hikâye olarak değil, roman olarak sunuyorum.
Soru – Yani nasıl, rica etsem bir örnek verebilir misiniz ? Aziz Nesin – Elbette, örneğin Gol Kralı adlı romanımda, yaşadığım çağ Türkiye’sinde sporun, özellikle futbolun nasıl amacından saptırılıp yozlaştırıldığını, kişisel çıkarlar uğruna nasıl ters yönden kullanıldığını anlatmaya çalıştım.
Zübük adlı romanımda, yine yaşadığım çağ Türkiye’sinde politikanın, nasıl halka yararlı olmak amacından saptırılıp, politikacıların çıkarları için halkın onlara yararlı olma yoluna sokulup yozlaştırıldığını anlatmaya çalıştım.
Şimdiki Çocuklar Harika adlı romanımda, yine yaşadığım çağın Türkiye’sinde ailede eğitim, okullarda öğretim yöntemlerinin bozukluğunu, bu yanlış yöntemlerin çocuklarımızı yozlaştırmaya yönelmiş olduğunu anlatmaya çalıştım.
Tatlı Betüş’e gelince, bu yeni romanımda, toplumumuzun övüncü, seçkin kişilerinden oluşması gereken yüksek sosyetenin, gerçekte nasıl paradan başka değer ölçüleri olmayan, kültürsüzlük ve moral değersizliği içinde kokuşmuş dengesizler, sapıklar, yozlar topluluğu olduğunu anlatmaya çalıştım. Romanda bütün bunları anlatmaya yarayan olaylar, “Tatlı Betüş” denilen bir zavallı kadının çevresinde geçmektedir.
Bu romanımda, kısaca özetlediğim durumları anlatmakla yetinmedim ; yani romanlarım salt çağıma tanıklık etmekle kalmazlar ; herbiri kendi konusunda yeni bir yorum da getirmektedir. Hiç değilse salt anlatıyla yetinmeyip bir yorum getirmeye çalıştım romanlarımda.
Romanlarımdaki yorumları, anlatının içine sindirerek okurlarımın kendilerinin bulmalarını amaçladım. Bu doğrultuda daha başka romanlar da yazacağım. Böylece, herbiri çağımızdaki yurdumun bir toplumsal kesiti olan bu romanlar yan yana getirildiği zaman, çağımın Türkiye’sinin ortaya çıkmasını istiyorum. Ama bu isteğim, yan yana konulan mozaiklerle salt Türkiye’nin bir renkli haritasının ortaya çıkması değildir. Yüzeysel bir haritadan çok, romanlarımla hacimli bir Türkiye’nin ortaya çıkmasını diliyorum,
Hani, yüzeylerinde renkli resimler olan tahta küplerden oyuncaklar vardır ; çocuklar bu küplerin yüzleri birbirine uygun gelenini yan yana ve üst üste koyarak yapılar kurarlar. İşte romanlarımdan herbirinin yaşadığım Türkiye’nin kesitinden böyle bir küp olması, bunlar yan yana, üst üste getirilince yaşadığım Türkiye’nin, toplumsal yapısıyla, çalışmalarıyla, çalkantıları, karşıtlıklarıyla ortaya çıkmasını istiyorum.
Bu isteğimin nicesini becerebilirim, bilinmez ; daha işin başındayım.
Türk mizahının ünlü ve dev ustası son romanı konusundaki konuşmalarını şöyle tamamladı :
– İşte, Tatlı Betüş’ün de, hem anlatımı, hem yorumuyla, toplumumuzun bir hacimli kesitini vermesi için çalıştım.
Kendisine sizler adına da teşekkür ediyor ve ayrılıyoruz.
Ayhan Yetkiner, “Barış”, 13 Ekim 1973
TATLI BETÜŞ
Bir toplumun zihinsel gücünün ölçüsüdür mizah. Mizahçı da bu gücü simgeler.
Bu genellemenin ışığında toplumumuzun mizah gücü gözden geçirilirse olumlu sonuçlarla karşılaşılır. Halk arasında adsız kişilerin yaptığı espriler de toplumumuzun mizah gücünün bir yankımasıdır. Bu anlamda mizah toplumsal bir birikimin sonucudur. Bu nedenle de, örneğin Nasrettin Hoca bir kişi olmakla birlikte, toplumsal mizah gücümüzün de bir simgesidir. Yaşadığı kuşkusuz olan bu ünlü Türk mizahçısı bu çağda bile aramızdadır. Türk toplumu mizah gücünü Nasrettin Hoca adını anarak, onun kişiliğine dayanarak göstermektedir. Son zamanlarda kulaktan kulağa, dilden dile dolaşan fıkralar, espriler, kara mizah, Nasrettin Hoca’nın bu çağda yaşaması değil midir ?
Sorunu bu genel çizgileriyle belirledikten sonra, çağımızda yaşayan ünlü bir kalem mizahçısından, bu vesileyle de onun en son romanı olan Tatlı Betüş’ten de söz açmamak olmaz. Çünkü söz konusu edeceğimiz bu mizahçı, ancak birkaç yüzyılda bir çıkabilir. Yaşı sayısında yapıtı olan bu mizahçımız, Aziz Nesin’dir.
Aziz Nesin’in ilk yapıtı 1947 tarihini taşıyor. Demek ki aşağı yukarı otuz yılı buluyor Aziz Nesin’in yazı yaşamı. Bu otuz yıl içinde altmışı aşan yapıt... Yazı yaşamı göz önüne alınırsa her yıla iki yapıt da düşüyor ki bu, azımsanacak bir sayı değildir.
Kuşkusuz bir yazarı yapıtlarının sayısınca değerlendirmek yanıltıcıdır. Öyle yazarlar var ki, yüzlerce yapıt yazmışlardır, hiçbirinin adı anılmaz. Ama Aziz Nesin en küçük bir öyküsünden en kapsamlı romanına dek Türk toplumunun gerçeğini yansıtmayı amaçlamıştır. Bunu yaparken de Türk insanının gerçeğini vermiştir, daha açıkçası Türk insanını yansıtmıştır. Böylece Aziz Nesin, Türk insanıyla özdeşleşmeyi başarmıştır. O, Türk mizah gücünün bir simgesi olmuştur. Aziz Nesin sanki kişisel olarak bir olayı görmüyor, topluma toplumsal bir bakış kazandırıyor gibidir. Onu okurken kişi, düşündüklerini, duyduklarını, eleştirmeyi gerekli gördüğünü onun yazısında buluyor. Toplumun yazarla özdeşleşmesinin nedeni budur. İlk satırından son satırına dek hiçbir zaman toplumuna ters düşecek durumlarla karşılaştırmaz okurunu Aziz Nesin. Çok okunurluğunun nedenlerinden biridir bu.
Toplumla bütünleşme gibi, çok az yazarın gerçekleştirebildiği böyle bir durumu yaratan Aziz Nesin, Tatlı Betüş’te bunun somut örneklerini veriyor. İçimizden biri olan “Tatlı Betüş”ün zaman zaman bizden nasıl uzaklaştığını, zaman zaman da nasıl aslına dönmek gereksinimini duyduğunu anlatıyor Nesin, bu yapıtında. Bunu, bizim toplumumuzun kişilik bulduğunu sandığı çevreleri seçerek gerçekleştiriyor. Özellikle bar’ları çevre alan Nesin, çoğunlukla oralarda varlıklarını yaşayan kişilerin dramlarına yöneliyor. Hemen herkesin özlemi olan bu çevrelerdeki görünüm, toplumun kesit olarak yaşam biçimini de yansıtıyor. Nesin, en düşük düzeyden en yüksek düzeye değin biçim değiştiren “Tatlı Betüş”ün yaşamını toplumsal bir eleştirinin ışığı altında değerlendiriyor.
Olay, “Tatlı Betüş”ün çevresinde bulunmuş kişilerce anlatılır. Bir doktora evlatlık olarak verilen, sonra da Tanrının yürü kulum dediği “Tatlı Betüş” varsıllaşmıştır. Ama ortalarda yoktur. Öldü mü kaldı mı kimse bilmez. Bir sürü uyduruk akraba türer ve “Tatlı Betüş”ün mirasına konmayı düşlerler. İşte bunlardan biri, “Tatlı Betüş”ü tanıyanları bulur, onlar “Tatlı Betüş”ü anlatırlar.
Onun adı bir yerde “Lokum Betül”dür, bir yerde “Bayan Döviz”. “Prenses Feşafeş”, “Evlatlık Şükran”, “Kopça Koparan Dansöz Gülcan Keklik”, “Müzayede Hanım”, “Çift Motorlu Mis Kamepa”, “Madam Entellektüel”, “Türk Lokumu”, “Yırtık Leylâ”, “Şifreli Hanım”, “Betül Hanımefendi”, “Sarışın Bebek”, “Müstesna Hanımefendi”, “Madam Abuş” da onun adlarındandır. Her bir ad ayrı bir yaşamın içinde yaşatıyor “Tatlı Betüş”ü. Aziz Nesin bu adları vererek çeşitli kesimlerin eleştirisini yapıyor. Yazarın amacı ise, “... yanlış bir deyişle adına yüksek sosyete denilen, gerçekteyse alçak sosyete denilmesi çok daha doğru olacak, birtakım çürümüş, kokuşmuş, yozlaşmış, değersiz, kof, ama çok parlak, yaldızlı, süslü püslü, cafcaflı insanlar topluluğunun bayağılıklarını, gülünçlüklerini, boşluklarını sergileyip ortaya” koymaktır.
Toplumcuları aşağılamak isteyenlerin nasıl aşağılık yollara baş vurarak bunu yaptıklarını göstermesi bakımından da ilginç bir yapıttır Tatlı Betüş. Toplumun her kesiminden kişileri tanıtarak, Aziz Nesin, özellikle toplumsal bir keşmekeş içinde yaşadığımızı da vurgulamak istiyor. Ondaki betimleyici mizah, bu keşmekeşliği somutlaması yönünden de çok etkili oluyor kuşkusuz.
Adnan Binyazar, “Halkçı”, 22 Mayıs 1974
TATLI BETÜŞ
Aziz Nesin, kendini yenilemiyor. Bir “kendini tekrar” dönemine girmiş gibi. Nesin’in eserleri aradan on yıllar geçtikten sonra da –Türk toplum yapısı pek fazla değişmediğinden– o sert taşlamasını ve canlılığını koruyor. Ama okuyucunun Nesin’den beklediği yeni eserler.
Tatlı Betüş, Nesin’in ta 1958’de Yeni Gazete’de Bayan Döviz adıyla tefrika ettiği mizah romanı. Roman daha sonra Tef Dergisinde, Bir Mirasçı Aranıyor adıyla Akbaba Dergisinde de tefrika edilmişti. Düzeltilmiş son şekli geçen yıl Barış Gazetesinde bir kez daha tefrika edildikten sonra kitap halinde çıktı.
Nesin, romanında herkesin bir başka adla tanıdığı “Tatlı Betüş”ün etrafında, ve her macerada biraz da onun kişiliğinde, “Yüksek Sosyete”nin yozlaşmışlığını, acımasız taşlamalarıyla anlatıyor. Nesin’in bu kitabı da, 1958’de hazırlanmasına rağmen günümüzde hâlâ tüm canlılığını koruyor. Bazı bölümlerde rastlanan sıkıcı lehçeler kitabın kesintisiz okunmasını engellemiyor. Mizahseverlerin, hele “Yüksek Sosyete”ye özenenlerin severek okuyacakları bir kitap. Ama Nesin’den beklenen, yeni eserler. Hele 12 Mart sonrası dönemi de geçtikten sonra...
“Yankı”, 27 Mayıs 1974

















