AZİZ NESİN← Tüm eserleri
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz kitap kapağı
İlk baskı 1977

Romanları

Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz

Yazar
Aziz Nesin
Eser türü
Romanları
İlk baskı yılı
1977

Nüfus kayıtlarıyla gerçek yaşamı bir türlü örtüşmeyen Yaşar Yaşamaz, varlığını resmî makamlara kabul ettirmeye çalışır. Haklarını ararken önüne çıkan engeller ve yükümlülükler karşısındaki farklı uygulamalar, bürokrasinin insanı nasıl çıkmaza soktuğunu anlatır.

Nesin Yayınevi’nde incele
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz son baskı kapağı
Son baskı
Kitaptan bir bölüm

Yaşar Yaşamaz kendi öyküsünü Aziz Nesin’in nasıl yazdığını anlatıyor

Meral Çelen

Aziz Nesin beni ne kadar yakından tanıyor, başımdan geçenleri sizlere anlatıyorsa, ben de onu iyi tanıyorum. Yalnız yazarlar mı kahramanlarını anlatır? Ben de sizlere, Aziz Nesin’in benim yaşamöykümü nasıl yazdığını anlatacağım...

Bu düşün, nerden aklıma geldi diye sorarsanız, kendiliğinden oluverdi... İş aramak için yollara düştüğüm şu son günlerde, nereye gitsem, nerde dolaşsam, herkesin ağzında bir “Yaşar Yaşamaz”dır gidiyor... İlk günler şaşırdım, aptallaştım... Birdenbire bu kadar büyük bir üne kavuşmak tatlı bir sarhoşluk veriyor insana ama, bir de tedirginleşiveriyorsunuz... Neden derseniz, eee o zaman herhangi biri olmaktan çıkıyor, rahat hareket edemiyor, üstünüzü başınızı, yakanızı paçanızı toparlamak gereğini duyuyorsunuz...

Yolda giderken, sağdan soldan şöyle şeyler çarpıyor kulağıma:

– Aman çabuk, Yaşar Yaşamaz başlayacak televizyonda...

– Benim başıma gelenler, Yaşar Yaşamaz’ın başına bile gelmemiştir...

– Geçen gün başıma bişey geldi, aynen Yaşar Yaşamaz...

Bunları duyunca insan hem seviniyor, hem de bir tuhaf oluyor. Adamın yanına gidip, “İşte, ‘Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ durumda olan Yaşar Yaşamaz benim” demek geliyor içimden... Ünümüz her yanı sarmış ama ben yine yaşama savaşında bir Yaşar Yaşamaz...

Yeni bir iş bulamayınca birden aklıma geldi: “Ben de Aziz Nesin’in benim öykümü nasıl yazdığını anlatır, üç beş kuruş kazanırım, şu bayramı olsun rahat geçiririm,” dedim.

Efendim bu Aziz Nesin, kimi kitaplarını bazı dostlarının üstelemelerine borçludur. Örneğin “Böyle Gelmiş, Böyle Gitmez”... Oğuz Akkan, o zamanlar Akşam gazetesinin genel yayın müdürüydü. “İlle de kendi yaşamöykünüzü yazın” diye tutturmuştu Aziz Nesin’e. İşte “Böyle Gelmiş, Böyle Gitmez”in ilk cildi böyle yazıldı. Oğuz Akkan şimdi bir gazetede çalışmadığından, ikinci cildinin yazılması da uzadıkça uzuyor...

“Yaşar Ne Yaşar, Ne Yaşamaz” da böyle oldu. Ankara Radyosu Eğlence Programı Müdürü Bay Aymergen bir gün Aziz Nesin’e telefon etti, konuşmak istediğini söyledi. Aziz Nesin eve çağırdı Bay Aymergen’i, konuşmaya başladılar.

Bay Aymergen, pazar sabahları yayımlanmak için oniki dizilik radyo oyunu istiyordu. Aziz Nesin o sıra çok işi olduğunu bahane ederek bu isteği geri çevirmek istedi ama, işin aslı başkaydı. Bana sorarsanız “skeç” ve “eğlence” sözleri hoşuna gitmemişti. Gerçi Aziz Nesin’in her zaman işi vardır, boş durduğu görülmemiştir ya, bu da bir işti eninde sonunda... Bay Aymergen bunu anladı mı bilmem ama, Aziz Nesin’e şöyle dedi: “Aziz Bey, bizim asıl amacımız, sizin adınızı radyodan söyletmek ve bir oyununuzu oynatmak...”

Bu söz üstüne Aziz Nesin hemen razı oldu. Çünkü hepinizin bildiği gibi, öyle zamanlar olur ki, radyoda değil adı, kitaplarının reklamı bile geçmez. Ayrıca Aziz Nesin çocuk gibi duygulu bir adamdır. Başkalarının kendisini böylesine düşünmesi hoşuna gitti... Benim yaşamöykümü yazmaya oturduğu zaman, kendinden çok, kendini düşünenleri sevindirmek istiyor gibiydi.

Ama Bay Aymergen gidip de, yazı masasında, ak kâğıtla karşı karşıya kalınca işler değişti. Çünkü başka şeye çalışıyordu ve yeni bir yaratıya hazır değildi. Ismarlama elbise gibi, ısmarlama öykü, roman, dizi oyun yazılmaz... Öykü dosyalarını, oyun dosyalarını, notlarını karıştırdı durdu... Biraz zamanı olsaydı, sizler radyodan benim değil, bir başkasının öyküsünü dinleyecektiniz... Neyse ki Bay Aymergen sıkıştırmış, bir hafta sonra bikaç diziyi almaya geleceğini söylemişti. Onun için Aziz Nesin, umutsuzlukla kitaplarını karıştırmaya, işaretlemeye başladı... Ben de heyecanla, hiç sesimi çıkarmadan izliyordum... Yani koskoca yazara akıl verip, “Başıma gelenleri yazsana...” demek bana yakışır mı... Kendisinin akıl etmesi gerek değil mi?

Evet... Bürokrasiyi eleştiren öyküleri ayırdı, bir sıraya koydu, ilk oyun taslağını hazırladı... Şu rastlantıya bakın ki, ısmarlanan dizi onikilik bir diziydi... Onsekiz olsaydı belki sizler bıkacak, altı olsaydı belki bişeyler eksik kalacaktı... Aziz Nesin de tam oniki öykü buldu... Ismarlanana uygun bir sayı...

Oyun taslağı hazırdı ya, daha adı konmamıştı. Aziz Nesin, arada sırada, yanına koyduğu bir kâğıda bazı adlar yazıyor, bırakıyordu. Sonunda bunlardan uygun birini seçecekti.

Şimdi Fransa’da tiyatrocu olarak ün yapmış olan Mehmet Ulusoy, Aziz Nesin’i, annesinin Sapanca’da bulunan çiftlik evine bayram tatilini geçirmek için davet etmişti. Kurban Bayramı’ydı, kıştı, kar yağıyordu, soğuktu. Bayramda gelip gidenlerden kurtulmak, dizi oyun üstüne çalışmak isteyen Aziz Nesin, dosyalarını, notlarını topladığı gibi, küçük oğlunu da yanına aldı, Mehmet Ulusoy’la Sapanca’ya gitti... Başladı çalışmaya...

Bigün göl kıyısında gezmeye çıktılar. O soğuk, karlı havada, yalınayak Çingene çocukları oynuyordu. Aziz Nesin durdu, onları seyretmeye başladı.

Çocukların içinden, on onbir yaşlarında bir oğlan çocuğu gelip Aziz Nesin’e,

– Amca, bana bir lira versene! dedi.

– Ne yapacaksın bir lirayı?

– Ekmek alacağım...

– Peki... Al bakalım bir lirayı... Senin adın ne?

– Yaşar...

Aziz Nesin şöyle bir baktı. Gözleri dolmuştu. Yanında, aşağı yukarı aynı yaşlarda kendi oğlu, sıkı giyimli, ayağında pabuçlar... Karlar üstüne çıplak ayakla basan Çingene çocuğunun adı Yaşar... Öyle bir yaratık, bir insan yavrusu ki yaşıyor desen yaşamıyor... Yaşamıyor desen yaşıyor... Birden kafasında bir şimşek çaktı: “Yaşar Ne Yaşar, Ne Yaşamaz”...

İşte böyle acıklı bir öyküden, sizleri güldüren benim adım çıktı ortaya... Yine de iş bitmiş sayılmazdı. Çünkü, oniki öykü hazırdı, adım konmuştu ama, bütün öykülerin bütünleşeceği; bir ana iskelet, bir ana öykü gerekliydi... Sonunda bunu da buldu. Bu ana öyküyü 1948 yılında Harbiye Askeri Cezaevi’nde tutukluyken yazmıştı. O cezaevinde tutuklu işçi arkadaşlardan Osman Kuzeyli adında biri vardı. O anlatmıştı. Osman Kuzeyli, nüfus memurluğundaki bir yanlışlıktan dolayı, ne kendine, ne de çocuklarına nüfus kâğıdı alabilmişti. İşçi Osman Kuzeyli’nin nüfus kâğıdı yoktu ama, bu onun cezaevine sokulmasına engel olmuyor, yalnızca iş bulmasını önlüyordu.

Her şey tamam olunca oturup yazmaya başladı. “Yaşar Ne Yaşar, Ne Yaşamaz” radyoda büyük bir başarıyla oynandı. Asuman Korad rejisini yaptı, Bozkurt Kuruç da beni oynadı... Ankara Radyosu’ndan sonra bütün Türkiye radyolarını dolaştı. Artık herkesin dilinde “Yaşar Ne Yaşar, Ne Yaşamaz” vardı. Bu kez tiyatrocular gelip gitmeye, radyo oyununun, sahne oyunu olarak yazılmasını istemeye başladılar. O da oldu. İki ayrı özel tiyatro oynamaya başladı. Bunlardan biri 1300’den fazla oynadı “Yaşar Ne Yaşar, Ne Yaşamaz”ı... Ama ne yazık ki, Aziz Nesin bunlardan telif hakkının pek çoğunu alamadı... Bundan başka bir de korsan tiyatrolar, Aziz Nesin’den habersiz ve izinsiz Anadolu’yu dolaşarak oynadılar...

Benim başımdan geçenler, nedense sizleri o kadar ilgilendirdi ki, sonunda filmciler gelip gitmeye başladı... Aziz Nesin bu kez oturdu, senaryomu yazmaya başladı... Ama filmciden telif hakkını alamayınca, tuttu mahkemeye verdi. Bana sorarsanız Aziz Nesin öyle mahkemeyle falan uğraşamazdı ya, bir vakıf kurduğundan ve telif hakları artık bu vakfa ait olduğundan, bu bir görevdi.

Ünüm alıp yürüdü. Bir haftalık gazetede çizgi roman olarak yayımlandım. En sonra da televizyon rejisörlerinden Çetin Öner, “Yaşar Ne Yaşar, Ne Yaşamaz”ın televizyon oyunu olarak yazılmasını istedi... O zaman Aziz Nesin oturdu, bu kez televizyon senaryosu olarak yazdı beni... Bana kalırsa artık öfkelenmeye başladı sanıyorum... Benim başıma gelenlerden daha beteri, Aziz Nesin’in başına geldi galiba... Yıllardır “Yaşar Yaşamaz” üstüne çalışmaktan, başka işe zaman ayıramaz oldu.

Şimdi siz, eh artık iş bitti, Aziz Nesin de rahat etti diyorsanız yanılıyorsunuz... Bu kez, okurlar kitapçı kitapçı gezip “Yaşar Ne Yaşar, Ne Yaşamaz”ın romanını aramaya başladılar... Oysa böyle bir roman yoktu. Beş altı kitaba dağılmış öykülerden derlenmiş bir oyundu bu... Aziz Nesin, daha önce yayımlanmış bu öykülerden, bir roman yazmak istemiyordu. Ne var ki okurların isteği, çevrenin baskısı, Aziz Nesin’i aştı... Oturdu, düşündü, baktı ki o derlenmiş öyküler bir araya gelince yeni bir boyut kazanıyor, bu kez “Yaşar Yaşamaz”ı roman olarak yazmaya karar verdi...

Ne zaman yazılır, ne zaman elinize alıp benim romanımı okuyabilirsiniz bilemiyorum ama, iyice bildiğim bişey varsa, nasıl Don Kişot, yazarı Cervantes’in ününü gölgede bırakmışsa, galiba ben Yaşar Yaşamaz da, Aziz Nesin’in ününü aştım...

Böyle olmasaydı, bikaç para alayım diye, oturup bu yazıyı yazar mıydım sizlere? Hele Akbaba, adı sanı duyulmamış bir yazarın yazısını koyar mıydı sayfalarına?

Ünümün bu kadar yaygınlaşmasına, beni bu kadar sevmenize ilk zamanlar akıl erdiremiyordum ama, şimdi biliyorum artık... Nasıl hepimizde biraz Don Kişot’luk varsa, demek biraz da Yaşar Yaşamaz’lık varmış... Başıma gelenler yabancınız olsaydı, sever miydiniz beni, arar mıydınız?

Belki de onun için yazdım bu yazıyı, para bahane... Beni etli canlı bir kahraman yapan Aziz Nesin’e borcumu ödemek için...

Farklı yayınevi baskıları

Baskılar

Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz — İlk baskı 1977

İlk baskı 1977

Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz — 1984

1984

Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz — 1991

1991

Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz — 2005

2005

Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz — 2006 · Kapak 1

2006 · Kapak 1

Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz — 2006 · Kapak 2

2006 · Kapak 2

Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz — 2012

2012

Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz