AZİZ NESİN← Tüm eserleri
TR
Geriye Kalan kitap kapağı
İlk baskı 1953

Öyküleri

Geriye Kalan

Yazar
Aziz Nesin
Eser türü
Öyküleri
İlk baskı yılı
1953

Nesin, bu öykü derlemesini toplumsal acılara duyduğu sorumlulukla gülmece yazma çabasının bir ürünü olarak sunar. Açlık, yoksunluk ve haksızlık karşısındaki duyarlılık, okuru güldüren anlatıların ardındaki kederle birlikte düşünülür; kahkaha ile gözyaşı yan yana durur.

Nesin Yayınevi’nde incele
Geriye Kalan son baskı kapağı
Son baskı
İçindekiler
BölümSayfa
Yirmiiki Yıl Sonra Geriye Kalan5
Önsöz9
Bir Markopaşa Vardı11
Otuzyedi Yıl Sonra Geriye Kalan’ın Altıncı Basımı İçin Önsöz13
Bostan Korkuluğu18
Hukuk-u Merkep Beyannamesi21
Kelepir Bir İşçi23
Babıâli Canavarı26
Tıraşa Vaktim Yok32
Bizim Sokağın Feneri36
Sağır Kemancı39
Don Lastiğini Unutma43
Ettin mi Etmedin mi ?48
Çorum, Çorlu, Çoruh ve Çorba51
Hangi Şarkıyı İstersiniz ?53
Modern Bir Ailede İftar Sofrası62
Mısır Sarayında Bir Gece65
Krallar İşi Azıttılar71
Pamuk Prenses Doğurdu74
“Zincirli Mizah”tan İki Yazı76
Ey Türk Faşisti !82
Adalet Bakanına Açık Mektup83
Hakkınızı Helal Edin Dostlar85
Zorunlu Dinlenme86
Çatlasınlar87
Kökü Dışarda88
Topunuzun Köküne Kibrit Suyu92
Deniz Mevsimi Bitti Ama94
Başbakan Hasan Saka ile Bir Konuşma97
Efendimiz Köylü99
Hayatımı Düzene Koydum102
Deliyle Devletli Bildiğin İşler103
Yaa Öyle mi Mıstaabey107
Amerikan Amiralleri Markopaşa’yı Ziyaret Etti110
“Y”nin Kuyruğu, Komünizm, Niçe ve Stalin112
Komünizmle Mücadele118
Sansür İstiyoruz120
Markopaşa’nın Olağanüstü Özel Hıyar Sayısı121
Önsözler

Önsöz

Geriye Kalan’ın ilk basımının önsözü

Onbeş yıl oluyor, Babıâli yokuşuna aşk şiirleriyle girdim, öbür baştan ellerim kelepçeli çıktım. Sekiz yıllık kalem ve dört yıllık zindan hayatının içine sıkışmış olan, hiç palavrasız bir ömürdür.

Bir küçük, bir güdük kalem ki, şeflerin, diktatörlerin, yardakçı ve yaltakçıların, bütün bu kör nişancıların hıncına, gayzına, gazabına hedef oldu.

Şimdi dönüp geriye bakıyorum. Bir yaz güneşi altında, yedi rengin bütün çekiciliğiyle boncuk boncuk ışıldayan eşekarıları kümesine parmağını sokup oynamak isteyen bir yaramaz çocuğun akıbetine uğramışım. Bütün suçum, kendilerini arıbeyi sanan eşekarılarını rahatsız etmiş olmamdır.

Bigün bir sinir hastalıkları uzmanına bir hasta gelir.

– Doktor, der, hastayım, hayattan zevk alamıyorum. Açlar aklıma geliyor, yemek yiyemiyorum. Çıplaklar hatırıma geliyor, onlarla birlikte üşüyorum. Her cinayette kendimi suçlu buluyorum. Her katil bıçağının kabzasını sanki benim ellerim tutmuştur. Her atılan kurşun benim kalbime saplanıyor. Bütün bu toplumun suçları benim omuzlarıma yüklenmiş. Artık gülmesini unuttum.

Doktor, hastasını omuzundan tutar, pencerenin önüne getirir, perdeyi aralar, parmağıyla karşı duvardaki afişi gösterir. Bu afişte, bir sirk palyaçosunun reklamı vardır.

– Azizim, der, şu palyaçoyu görüyor musun ? Tavsiye ederim, her gece bu palyaçonun gösterilerine git. Bütün kederini, elemini, derdini unutursun. Gülmeyi, kahkahayı öğrenirsin. Hayattan yeni baştan zevk almaya başlarsın.

Hasta, başını eğer,

– Doktor, der, işte o palyaço benim !

Sekiz yıllık yazarlık hayatım, bu palyaçonun hayatına benzer.

Sevgili okurlarım ! İşte o kavgadan GERİYE KALAN gözyaşlarından süzdüğüm şu bir avuç kahkahadır.

Aziz Nesin

Levent, 11 Ocak 1953

Geriye Kalan’ın Altıncı Basımı İçin Önsöz

Otuzyedi Yıl Sonra

Geriye Kalan’ın Altıncı Basımı İçin Önsöz

Geriye Kalan adlı bu kitabımı altıncı basımına hazırlamak için bir kez daha okuyup denetlerken, kimi açıklamalarda bulunmak gereğini duydum.

Yayımlanmış ilk yapıtım, yapıt sayılmayacak olan Parti Kurmak-Parti Vurmak, adlı onaltı sayfalık bir broşürdür. Bu broşürden elde kalan tek nüsha Nesin Vakfı kitaplığındadır. O broşürde yazdıklarımı beğenmediğim için kırküç yıldanberi ne yeni basımını yaptım, ne de o yazıları başka bir kitabıma aktardım.

Parti Kurmak-Parti Vurmak’tan sonra Azizname adlı taşlama kitabımı 1948 yılında yayımladım.

1953 yılında yayımlanan Geriye Kalan benim üçüncü yapıtım ve ilk öykü kitabımdır. Birinci basımı 48 sayfa (3 forma) idi. 1975 yılında eklerle genişletilerek ikinci basımı yapıldı. Geriye Kalan’da, Markopaşa ve süreği olan haftalık gülmece gazetelerinden (Malum Paşa, Merhum Paşa, Yedisekiz Hasan Paşa, Ali Baba, Medet) seçtiğim yazılarımı topladım. Onca gazete içinden bir küçük kitaplık yazı seçip derlemem çok zor oldu. Çünkü, üstünden yıllar geçtikten sonra Markopaşa ve süreği olan gülmece gazetelerindeki yazıların gerek gülmece, gerek yazın değerlerinin kalmamış olduğunu gördüm. Buyüzden kitaplık değerleri de yoktu. Oysa bu yazılar yayımlandıkları zaman olağanüstü ilgi görmüşlerdi. Pekçoğu dilden dile dolaşmıştı.

Gerek yazın, gerek gülmece değerlerini zamanla yitiren yazıların bulunduğu Markopaşa ve süreği olan gazetelere okurlar niçin o olağanüstü ilgiyi göstermişlerdi ? Olayın üstünden kırkbir yıl geçtiğine göre bunu daha ussal olarak yorumlayıp değerlendirebiliriz. Bence bunun nedenleri şunlardır :

• Geleneksel Türk halk gülmecesi toplumsal eleştiriye dayanan yararcı bir gülmeceyken, Türkiye’de basılı gülmece İkinci Meşrutiyet sonrasından başlayarak İkinci Dünya Savaşı sonrasına dek gittikçe yozlaşarak Avrupa’nın (özellikle de Fransa’nın) burjuva gülmecesinin çevirisi ve sürekli yinelenmesi olan kötü bir öykünme biçimine dönüşmüştü. Markopaşa ilk kez Türk halk gülmecesi geleneğine uygun olarak ve bu geleneksel gülmeceyi çağcıllaştırarak yararcı gülmeceye yöneliyor ve gülmece aracılığıyla toplumsal, siyasal eleştirilerde bulunuyordu. Markopaşa ve süreği gazetelerde, ayağı yere basan, halkla içlidışlı bir gülmece sunuyorduk. Bu bir yenilik, özgünlük, hem de ilericilikti. Yüksek yazın ve gülmece değeri olmasa da, yazılarımızın bu gerçekçi yeniliği okurlarımızın ilgisini çekmişti.

• Yıllarca süren tek parti iktidarının antidemokratik baskılarından halk öyle bıkmış ve bunalmıştı ki, yüreklenip de kendi söyleyemediklerini Markopaşa’da buluyor, Markopaşa’yı dilmacı sayıyordu. Markopaşa, susturulmuş halkımızın, zorbacılarla alay ederek konuşan ağzı olmuştu. Bununla birlikte siyasal baskıdan ve ekonomik sıkıntılardan bunalmış halkımız için Markopaşa’nın bir supap olmasını, salt gülmeye yarayan bir boşalım aracı olmasını da bilinçli olarak istememiştik. İşte buyüzden okurlar, Markopaşa’ya olağanüstü ilgi göstermişlerdi.

• Markopaşa ve süreği olan gazeteler, gülmece aracılığıyla bir siyasal savaşım ve kavga aracıydı. İktidara, iktidar yanlısı çıkarcılara ve egemen güçlere sürekli yergi, eleştiri, taşlama okları atıyordu. Kavga, spor değildir ve buyüzden kavga, estetiğin enaz düşünüldüğü yada hiç düşünülmediği olaydır. Estetik zamanla oluşabilir. Kavganınsa zamana ayıracak zamanı yoktur. Kavgada hasma fırlatılacak taşın güzelliği yada taşı atanın biçimliliği aranmaz ; kolay ve çabuk atılabilmesi ve vurucu gücü aranır. Gülmece yoluyla siyasal savaşım veren Markopaşa’da da, gülmecenin yazın değerinden çok, vurucu gücü, etkisi göz önüne alınmıştı. Okurlar kendilerini Markopaşa aracılığıyla bu siyasal kavgaya katılmış duyumsuyorlardı.

Bir gülmecenin yaygınlığı, o sırada toplumun öyle bir gülmeceye gereksinim duyup duymamasına bağlıdır. Yani, gülmece bir toplumsal gereksinmeye yanıt verebiliyorsa yaygın ve etkili olur. Markopaşa’lar, öyle bir dönemde yayımlanmıştı ki, kendisine duyulan toplumsal gereksinmeye yanıt verebiliyordu. Markopaşa gülmecesiyle toplumsal gereksinim denk düşmüştü. Aynı gülmece, başka bir zaman (toplumsal gereksinim duyulmadığı zaman) bu etkiyi ve yaygınlığı sağlayamazdı. O dönemde okurlarımızın bizden, daha çok siyasal ve toplumsal eleştiri ve yergi ağırlıklı yazılar istediklerini göstermek için şu örneği verebilirim. Geriye Kalan’da ençok gülmece öyküsü sayılabilecek yazı “Hangi Şarkıyı İstersiniz ?” başlıklı olanıdır. Bu öykü, gazetede yayımlandığında okurların enaz beğendikleri, hatta beğenmediklerini mektuplarla bildirdikleri yazı olmuştur. Böyle bir yazı yazdığım ve Markopaşa’da yayımladığım için beni eleştiren okurlarım olmuştur. Buna karşılık, bugün için pek de gülmece değeri kalmamış olan Geriye Kalan’daki “Sağır Kemancı” başlıklı yazı Markopaşa’da yayımlandığında olağanüstü ilgi görmüştür. Bu iki yazı karşılaştırılırsa, açıkça görülür ki, “Sağır Kemancı” yazısının gülmece ve yazın düzeyi oldukça aşağılardadır. Böyleyken çok sevilmesi, beğenilmesi, dilden dile dolaşması, o zaman “Millî Şef” sanıyla anılan tek parti iktidarının başı olan Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye duyulan genel sevgisizlikti. Kulakları ağır işiten İsmet Paşanın elli yaşından sonra keman öğrenmeye çalışmasıyla alay ediliyordu “Sağır Kemancı”da. O zaman için alay konusu olan bu olay, günümüz ölçülerinde İsmet İnönü’yü değerlendirmektedir. Baskı altında ve bunalım içinde olan okurlarımız, alay, yergi, eleştiri oklarımız için somut hedefler istiyordu ; biz de bu isteği yerine getiriyorduk. Bu da Markopaşa’ya ilgiyi artıran bir nedendi.

Salt gülmecenin değil, bütün toplumsal ve siyasal eylemlerin yaygınlık ve etki gücü kazanabilmesi için, toplumsal istemlere ve gereksinmelere yanıt vermesi gerekir. Bir gülmece gazetesinin çok okurlu yada az okurlu olması, salt o gazetedeki gülmecenin gücünden, güzelliğinden gelmez. O tür bir gülmeceye toplumsal istek de duyulması gerekir ve her dönemde toplumlar bu isteği aynı oranda duymazlar. Bunu kanıtlayıcı bir örnek olarak şu olayı gösterebilirim. 1961 yılında yayımladığım Zübük adlı haftalık gülmece gazetesinin, Markopaşa dizisinden çıkan bütün gazetelere göre daha üstün ve düzeyli bir gülmecesi vardı. Markopaşa’lardan, kitaplarıma pekaz yazı seçebilmişimdir. Buna karşılık, Zübük’ten pekçok öykümü sonradan kitaplarıma aldım. Gülmece yazını olarak daha düzeyliyken Zübük’ün satışı ençok onbine çıkabilmiş, 1946-50 arası çıkan Markopaşa ve o diziden çıkan gazetelerin satışı ise altmışbine ulaşmıştı. Bunun başlıca nedeni (başka nedenleri de vardı) 1946-50 arasındaki Türk toplumunun, 1961 sonrası Türk toplumuna göre daha çok siyasal ve toplumsal gülmeceyi gereksinmesidir.

Bütün bu açıklamalardan sonra anlatmak istediğim şudur. İlk öykü kitabım olan Geriye Kalan’daki yazılarımı okurlarım, gülmece yazını bakımından değeri olan yazılar olmaktan çok, o dönemin (1946-50) toplumsal ve daha çok siyasal savaşımının (kavgasının) ürünleri olan belgeler diye kabul etmelidirler. Olsa olsa bu açıdan değerleri vardır.

Umuyorum ki, ilerde zaman bulabilirsem, Markopaşa dizisinden bütün gülmece gazetelerini inceleyip tarayarak Geriye Kalan’a yeniden ekleyeceğim yazılar da bulabileceğim.

Bir yazarın 34 yıl önce ilk basımı yayımlanmış bir kitabının altıncı basımına önsöz yazması ve gelecek basımlarına ekler yapacağı umudunu taşıması, sanırım, güzel bişey ! Sevgili okurlarım, bu sevincimi benimle üleştiğinizi umarak sevincim daha da artıyor.

Taksim, 26 Şubat 1990

Yazarın notları

Yirmiiki Yıl Sonra Geriye Kalan

5 Ocak 1953 Pazar günlü Cumhuriyet Gazetesinin ikinci sayfasını açarsanız, beş ve altıncı sütunlarda, çerçeveli çift sütun bir küçük ilan göreceksiniz. Yirmiiki yıl önce yayımlanmış bu ilanın, bende, her ansıdıkça üzüntüsünü duyduğum bir acı anısı vardır. İlanın başlığı şöyleydi : “İntihardan Vazgeçtim”.

Bu ilanın şöyle bir ilginç öyküsü vardır.

Onaltı ay tutuklu kaldıktan sonra, sürgün olarak gönderildiğim Nevşehir Cezaevinden, cezam bittiği için çıkarılmış, ama özgür bırakılmamıştım. Yanıma verilen bir polisle birlikte Istanbul’a getirilmiştim. Istanbul’da onaltı ay gözetim altında tutulma cezam vardı.

O günlerde hiçbir gazete ve dergide bana iş vermiyorlardı. Hiçbir yerde yazımı yayımlamıyorlardı. Artık, eskiden olduğu gibi kendi başıma dergi çıkarmak olanağım da kalmamıştı. Bu ağır koşullarda iki çocuğumla çok zor durumda kalmıştım.

Geçinebilmek için bir küçücük kitap çıkarmayı tasarladım. Markopaşa ve onun süreği olan gülmece gazetelerindeki öykülerimden ondördünü seçerek, adına kitap bile denilemeyecek, kırksekiz sayfalık bir kitapçık düzenledim. Başvurduğum yayımcıların, kitapçıların hiçbiri bu kitabımı yayımlamak istemedi. Kendim yayımlayabilmem için de param yoktu. O zaman Babıâli’de kâğıt alışverişi de yapan hamallardan birinden krediyle kâğıt aldım. Bir basımevinde de yine krediyle kitabımı dizdirtip bastırdım. Ressama para veremeyeceğim için kapak resmini de kendim yaptım. Ucuz olması için, kapak kötü bir kâğıda iki renkli olarak basıldı.

Bu benim ilk öykü kitabımdı. Bundan önce bir formalık bir broşürüm çıkmıştı ama, o bir kitap sayılamazdı.

Bu ilk öykü kitabımın adını Geriye Kalan koymuştum. Çünkü sekiz yıllık çileli gazetecilik yaşantımdan, zamanın iktidarlarıyla olan o amansız kavgadan, sonunda kala kala, derlediğim bu ondört öykü geriye kalmıştı.

Geriye Kalan
Mizahî Hikâyeler
Oluş Yayınları : 1
Fiyatı : 50 kuruş

Kitabı dağıtabilmek, satabilmek için okura duyurmak gerekiyordu. Üç gazeteye kitabımın ilanını götürdüm. Üçü de ilanımı koymadı. Benim adım olduğu için, kitabımın ilanını almıyorlardı.

Cumhuriyet Gazetesinin ilan işlerine de bakan idare müdürüne gidip parasını verdiğim halde neden kitabımın ilanını gazeteye koymadıklarını sordum. Neden göstermek zorunda değildi. O zaman, kitabımı okumasını önerdim. Pavyonların, barların, içkili ve şarkılı gazinoların ilanları çıkıyordu da, neden benim kitabımın ilanı adımla çıkmıyordu ? İdare müdürü Nuri Bey yine, ilanımın basılamayacağı cevabını verdi.

Ertesi gün, Cumhuriyet Gazetesinin “Yazı işlerini fiilen idare eden” sorumlu yönetmeni Cevat Fehmi Başkut’a gidip ilanımı yayımlamalarını rica ettim. Bu işlerle uğraşmadığı yanıtını verdi.

Ne Cumhuriyet Gazetesinde, ne de öbür gazetelerde adımla bir ilan yayımlatmanın olanağı yoktu. İlan çıkmazsa, kitabım dağılmaz, satılmazdı. Geçim için para kazanmam şöyle dursun, kitabın basılabilmesi için üstlendiğim borçlarımı bile ödeyemeyecektim. Sonunda, adımı koymadan kitabın ilanını gazeteye vermenin yollarını aradım. Yazarı bilinmeyen bir kitabın satışı için çekici bir ilan biçimi bulmalıydım. Bikaç ilan yazdım. Bunlardan biri “Müjde ! Artık saçınız dökülmeyecek !” diye başlıyordu. Geriye Kalan adlı kitabı okuyan cavlak kafalıların bile, güle güle saçları çıkacaktı. Bunun gibi daha başka ilanlar yazdım. Sonra içlerinden en uygun bulduğum birini, kitabımı dağıtacak olan dağıtımcı Nihat Özcan’la Cumhuriyet Gazetesine gönderdim. O ilan, 25 Ocak 1953 Pazar günü, Cumhuriyet Gazetesinin ikinci sayfasında yayımlandı.

Yayımlanan o ilan şudur :

İntihardan Vazgeçtim

İntihar için evden çıktığım bir sabah, bir arkadaş elime bir kitap tutuşturdu. Kitabı bitirdikten sonra intihardan vazgeçtim. Bütün bezginlere, kederli ve küskünlere Geriye Kalan isimli mizahi hikâyeler kitabını tavsiye ederim. Hayatımı kurtaran kitabın yazarına, dizerine, basanına, satanına açık teşekkürlerimi bildiririm.

Bir Vatandaş

Geriye Kalan Salı günü çıkıyor. Satış yeri : Ankara Cd. No 59

Bu ilanın çıktığı gazetede, Kadınlar Celladı Landru adlı bir tefrika, Bir Kız Böyle Düştü adlı bir film ilanı, pavyon, bar ve revü ilanları vardı.

Çok ilgi çekici olacağını sandığım bu ilana okurlar hiç ilgi göstermediler. Benim ilk kitabım da hiç satılmadı. Basımevine olan borcumu, başka yerden borç alarak ödedim. Kâğıtçının borcunu ödeyemedim. Kâğıtçı, benden alacağına karşılık, fiyatı 50 kuruş olan kitapları, basılı kâğıt fiyatına okkayla tartıp kiloyla aldı, işportaya, sergicilere verdi. Geriye Kalan adlı ilk kitabım, aylarca sokak sergilerinde, kaldırımlarda, toz toprak, çamur içinde sürüklendi durdu. O ilk Geriye Kalan’dan şimdi bende üç tane kalmıştır.

Geriye Kalan’daki kimi öykülerimi, sonradan başka kitaplarıma aktarmıştım. Bende böyle bir anısı olduğu için, ikinci basımını yaparken o ondört öyküyü yine biraraya getirdim. Bu öyküler yazılalı yirmiiki yıl olmuştur. Sizi etkiler mi, sizin için onların bir değeri olur mu, bilemem.

Geriye Kalan’ın ikinci basımına onbeş yeni öykümü de ekledim.

Yirmiiki yıl önce “İntihardan Vazgeçtim” diye ilanını verdiğim Geriye Kalan’ın, bunca yıl sonra ikinci basımını yapacağımı, o zaman düşünemezdim bile...

İnsanın, zamanın kendinden yana işlediğini görmesi ne güzel şey !..

Feneryolu, 8-9 Mayıs 1974

İkinci basım için bikaç söz

Bir Markopaşa Vardı

İkinci basım için bikaç söz

Tarihçiler, bir yüzyılın üç kuşaklık dönem olduğunu söylerler. Bu ölçüte göre, bir yüzyılda dede-oğul-torundan oluşan üç kuşak yaşar. Öyleyse aşağı yukarı kuşaklar arası ayrım otuz yıldır ; her otuz yılda bir, yeni bir kuşak geliyor.

Bir zamanlar, Markopaşa adlı bir gülmece gazetesinin çıktığını duymuşsunuzdur. Markopaşa’yı 1946 yılında çıkarmıştık. Demek, o zamandan bu yana otuz yıl, yani bir kuşaklık zaman geçmiş.

Markopaşa, Türk basın tarihinde, Türk politika tarihinde, Türk gülmece yazını tarihinde çok önemli bir olgudur. Bu önemin ne olduğunu, sayılara dayanarak kısaca açıklamaya çalışayım.

1946 yılında en büyük satışlı gazete olan Cumhuriyet’in satışı ortalama 30 bindi. Yalnız bitek gün, (1946 seçim günü) Cumhuriyet Gazetesi 40 bin, Vatan Gazetesi de 50 bin satılmıştı. İşte bu dönemde Markopaşa gülmece gazetesinin sürekli satışı 60 bindi. Üstelik hükümetin, sıkıyönetimin, particilerin, politikacıların, vali ve kaymakam gibi yöneticilerin ve bütün gerici çevrelerin, inanılmaz ve us almaz yasal ve yasadışı baskıları altında bu denli çok satabilmiştir.

Markopaşa o denli ağır baskılara uğramış, sık sık kapatılmıştır ki, tam altı kez adını değiştirerek, başka adlarla yayımını ve yayım yoluyla politik savaşımını sürdürebilmiştir : (Markopaşa, Malum Paşa, Ali Baba, Yedisekiz Hasan Paşa, Bizim Paşa, Medet.)

Markopaşa gülmece gazetesinin yazı işleri yönetmeni, yazarı ve karikatürcüsü olan Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Mustafa Uykusuz, Rıfat Ilgaz gibi yazar, karikatürcü ve şairler, Markopaşa’nın yayınlarından ötürü hapis cezalarına çarptırılmışlar ve cezaevlerine atılmışlardır. Sonunda, Türk edebiyatına onur veren değerli yazar Sabahattin Ali de öldürülmüştür. Üstelik, politika ve basın ortamını böylesine dalgalandıran Markopaşa ve süreği olan gülmece gazeteleri uzun yaşamlı da olamamıştır. Markopaşa’nın yayımlanan her dört sayısından biri hükümet buyruğuyla toplatılmıştır. Bizden bir kuşak sonraki okurlarımız, başına bunca belalar gelen Markopaşa’da otuz yıl önce neler yazıldığını, sanırım, merak ederler. Markopaşa ve süreği olan gülmece gazetelerini karıştırırken, o gazetelerdeki yazılarımdan, bugünün okurları için bir demet seçtim. Bu politik gülmece demetini, sevgili yeni kuşaktan okurlarıma sunmaktan sevinç duyuyorum.

Aziz Nesin

Feneryolu, 6 Ağustos 1975

Farklı yayınevi baskıları

Baskılar

Geriye Kalan — İlk baskı 1953

İlk baskı 1953

Geriye Kalan — 1953

1953

Geriye Kalan — 1975

1975

Geriye Kalan — 1978

1978

Geriye Kalan — 1990

1990

Geriye Kalan — 2009

2009

Geriye Kalan — 2011

2011

Geriye Kalan — 2012

2012

Künye Farklı yayınevi baskıları

1953
Oluş Yayınları
1975
Tekin Yayınevi
1978
Kendi yayını
1981
Karacan Yayınları
1990
Adam Yayınları
2006
Nesin Yayınevi

Geriye Kalan