Yankılar
Güldürürken Düşündürme Sanatının
Güzel Bir Örneği
Vatan Sağolsun, (Mizah Hikâyeleri), Aziz Nesin, Hüsnü Tabiat Matbaası, 136 sayfa, Düşün Yayınevi, 10 lira.
Aziz Nesin, Milliyet Gazetesinin düzenlediği Karacan Armağanında bu yıl birincilik ödülünü aldı. Bu yılki armağanın konusu Karagöz’ü bugünkü dille yazmak ve bugünün olaylarına uyarlamaktı. Yazarın bu ödülü kazanması, yeni hikâyelerini topladığı kitabın öncelik almasını sağladı.
Aziz Nesin’in Vatan Sağolsun’unun değişik bir özelliği de başına “Kendi Hikâyem” adıyla yaşam hikâyesini koymuş olması. Kendi Hikâyem’de mizahçı o yalın, yalnızca tarihler ve birtakım okullar sıralayan biyografik notlar yerine yaşamasının acı tatlı günlerini gene mizahın o keskin objektifinden geçirerek bize yansıtmış.
HİKÂYELERİN ÖZELLİKLERİ
Aziz Nesin’in hikâyeleri mizah türünün en çarpıcı hikâyeleridir. Bu çarpıcılıklarından, renkliliklerinden ötürü de her katın, her düzeyin okuyucusuna aynı güçle seslenirler. Tipler, herkesin rastladığı gündelik hayattaki insanlardan seçilmiştir. Hikâye kahramanları, insanı güldürürler ama, hepsi de toplumun bir kesiminin hastalığını, aksaklığını ortaya koyar. Her hikâye bir yaranın deşilmesidir. İlk okuyuşta yüzeyde gibi görünen öz, ülkemizin bir derdine parmak basar.
İlk hikâye, kitaba adını veren “Vatan Sağolsun”dur. Kâşir Bey bir fabrikatördür, hakkında vergi kaçakçılığından, küçük yaşta işçi çalıştırmaya kadar çeşitli ihbarlar yapılmıştır, bunun sonucunda da müfettişler fabrikayı ve yapılan işlemleri teftişe gelirler. Kâşir Bey bu genç ve ateşli müfettişlere defterleri, her türlü işlemin yapıldığı belgeleri teslim etmeden önce ne yapar ? Odasını gösterir, odasının duvarları fotoğraflarla süslüdür, bu fotoğraflarda Kurtuluş Savaşının büyükleriyle kendisi birarada görülmektedir. Kâşir Bey kahramanlıklarını anlattıkça gelenler yumuşamaya hatta Kâşir Beyin aleyhinde bulunanlara kızmaya başlarlar. Ne aksaklık söylenirse söylensin Kâşir Beyin cevabı hazırdır : “Vatan Sağolsun”. Kitabın en ilgi çekici hikâyelerinden biri olan bu hikâyede Kurtuluş Savaşının genç kuşaklara karşı nasıl kullanıldığı ve bu konunun nasıl istismar edildiği ortaya konulmaktadır. Adam öyle bir kalkanla çıkmaktadır ki, adeta bir dokunulmazlığın ardında her şey yapabilmektedir.
Aziz Nesin’in hikâyelerinin konusunda ve kahramanlarında dikkati çeken bir özellik vardır. Ülkemizde ayrıntılarla uğraşıldığından öz arada kaynayıp gider. Onun çoğu olumsuz kahramanlarının amacı bu asıl özün arada kaynatılmasını, belirtmeleridir. Bu tavır devrimci ve kökel (radikal) bir yazarın bakış açısını da belirler : “Orijinal Mikrop” da bu tür bir hikâye. Bir göz profesörü, hastanın gözündeki mikrobun orijinalliğini ispatlamaya çabalarken hasta kör olur. Ama biçimsel bilgi kazanmıştır zaferi, profesörün dediği doğrulanmıştır, ne demişti profesör : Böyle bırakılan hasta yarın kör olur. Uzmanlığı doğrulandıktan sonra gerisi önemli değil. Hasta ölse de ne olur.
FANTEZİ
Aziz Nesin’in kimi hikâyeleri de bir bildirinin yoğunluğuyla yazılmamışlardır, amaçları az düşündürüp çok güldürmektir. İşte kitaptaki “Bunlar Kimin Cicim” ve “Şeykesen Bektaş Ağa” hikâyelerini fantezi türüne örnek gösterebiliriz. “Gazocağı Memesi” de anlatımı akıcı ama, bir öz taşımayan hikâyeler sınıfına sokulabilir. “Bunlar Kimin Cicim”de bir hocanın yasak aşkı dile getirilir. “Şeykesen Bektaş Ağa”da aşırı namusluluk taslayan birinin Bektaş Ağa tarafından üreme organının kesilmesi anlatılır.
Fantezi diye nitelendirdiğimiz hikâyeleri izleyen “Haklısın Bey” değişik bir halk anlayışını yansıtıyor. Hikâyede bir hükümet memuruyla bir köy muhtarının birbirine olan konumları, karşılıklı ilişkileri anlatılmaktadır.
İNSAN PANAYIRI
Toplumumuzdaki çeşitli olayların küçük bir kesimini çekiverir Nesin, bunu size büyüteçle aktarır. Çoğundan bir ders çıkarırsınız gülerken ve çelişmeler şaşırtır bir yerde sizi.
“Burda Bir Dakka Duralım”, “Eşşeklere Mahsus” da Aziz Nesin’in büyük hikâyelerinden çok magazin dergilerinde yayınladıklarına benzemektedir. Aziz Nesin’in fantezileri de bir düşünceyi iletmek istiyor ama bildirinin yoğun olduğu hikâyeleri kadar güçlü değil. Bazı zaman Nesin bu fantezilerde mizahın sığ sularında boğulmuş.
Vatan Sağolsun Aziz Nesin’in sanatının, hikâye ve mizah anlayışının bütün özelliklerinin bir defa daha sergilendiği bir hikâyeler toplamı. Sanırız elliüçüncü kitabını yayımlayan ve ünü Türkiye sınırlarını aşmış bir sanatçıyı Türk okurlarına daha uzun tanıtmak gereksiz olur.
Doğan Hızlan, “Yeni Gazete”, 19 Temmuz 1968
Mizahın Keskin Kılıcı
Vatan Sağolsun, Aziz Nesin’in hikâyeleri, Düşün Yayınevi, Güldürü Dizisi, İstanbul, 236 sayfa, : 10 lira.
Çağdaş Türk hikâyesinde Aziz Nesin’in yerini şimdi yeni baştan burada tekrarlayıp söylemek gerekli mi, bilmiyorum. Nesin, hikâyenin en zor dalında, mizahta kalem oynatıyor. Hem de yıllardır. Bugüne kadar çıkardığı kitapların sayısı elliyi bulmuş. İki binden çok hikâye yazmış, yayınlamış. Belirtildiğine göre, bu kadar çok yazmasıyla -topladığı “Altın Palmiye” ile “Altın Kirpi” armağanları dışında- bir dünya rekoru da kırmış.
İki bin hikâye... Dile bile zor geliyor. Durmadan yazmış Aziz Nesin, yazmış, yayınlamış ; yayınlamış, yazmış. Hâlâ da sürdürüyor bu yazma işini. Ellinci kitabı Vatan Sağolsun’da yirmi iki hikâyesi yer alıyor. Bir de öndeyiş yerine geçecek bir söyleşisi. “Kendi Hikâyem”de Nesin’in, hayat serüveniyle birlikte yazıcılık serüvenini de öğreniyoruz : “Kapitalist ülkelerde tüccarların, sosyalist ülkelerde de yazarların durumları çok iyidir. Yani işini bilen bir insan, sosyalist ülkedeyse yazar, kapitalist ülkedeyse tüccar olmalıdır. Benim ne kadar ters bir insan olacağım daha çocukluğumda anlaşılmış ; çünkü daha on yaşımdayken, Türkiye gibi kapitalist bozuntusu bir ülkede, yazar olacağım diye tutturmuşum, hem de ailemde ne okur, ne yazar varken...”
Böylece Aziz Nesin’in çocukluk tutkusu sonra sonra gerçekleşiyor ve giderek yazar oluyor. Ama dilediği gibi bir yazar olmuş mudur, hayır. İşte yakınması : “Çocukluğumdanberi, insanları ağlatacak yazılar yazmak isterdim. Bu istekle yazdığım bir hikâyeyi, bir dergiye götürmüştüm. Hikâyemi okuyan derginin başredaktörü, çok anlayışsız bir adam olduğu için, hikâyemi okurken hüngür hüngür ağlaması gerektiği halde kahkahalarla güldü, sonra kahkahadan yaşaran gözlerini silerek, ‘Aferin. Çok güzel. Bunun gibi daha başka hikâyeler de yaz getir bize...’ dedi.” Yazarlıktaki bu ilk uğradığı düş kırıklığı Nesin’de bugün de sürmekteymiş. “Çoğu ağlasın diye yazdıklarıma, okurlarım gülüyorlar.”
Bu, mizah yazarlarının kaçınılmaz alınyazısıdır. Okur, çokluk ağlanacak şeye güler, gülünecek şeyler karşısında da gözyaşlarına boğulur.
Vatan Sağolsun’un ilk hikâyesi, kitaba adını veren “Vatan Sağolsun”. Toplumumuzda kendilerini birer “kahraman” olarak yutturmuş kişilerin gerçek yüzü tanıtılıyor bu hikâyede. Ülkücü kahramanın bütün direnmelerine karşılık, sözde “kahraman” o denli açık ve güçsüz yanlarını buluyor ki, sonunda bu yutturmacalık karşısında ülkücülük bile para etmez bir duruma geliyor.
“Orijinal Mikrop” belki de kitabın en keskin, en acı yergisi. Hasta bir yurttaşta bilinmedik bir mikrobu “keşfeden” bilim adamlarının hastayı kurtarmak yerine “mikrop”u kurtarma çabaları anlatılır. Gerçi sonunda “mikrop” kurtulur ama yurttaşımız sizlere ömür.
Kitabın en güzel hikâyesi “Gazocağı Memesi” adını taşır. Küçük kasabanın eli her işe yatkın Hoşgör Hakkı’sının onmaz tutkusu, o denli bir ustalıkla anlatılıyor ki, Nesin’in “Ben mizahçı değilim, ben hikâyeciyim,” diye direnmesi büyük hak kazanıyor.
“Bunlar Kimin Cicim ?” taşradan büyük şehire gelmiş iki tür insanı, arılığını yitirip şehir düzenine uyarak din sömürücüsü olmuş Emin hoca ile İstanbul düşlerine kendini kaptırmış köydeşi delikanlının serüvenlerini ; “Şeykesen Bektaş Ağa” yönetici dengesizliğini ; “Artık Şiir Yazacak” kadın-erkek toplumsal ilişkilerini ; “Buyurun Beyefendi” çalışanla çalıştıran oransızlığını ; “Haklısın Bey” aydın ile köylü bağdaşmazlığını ; “Yılbaşı Hindileri” ülkemizdeki parti ve particilik anlayışını yerel bir söyleyiş ve keskin bir eleştiriyle hikâye ederler. Geri kalan öbür hikâyelerde Nesin, trafik konumuza, güvenliğimize, sorunlarımıza ve kendi kendimize karşı ilgisizliğimize, yasalarımızın şaşırtıcılığına ve toplumun aksayan yanları ile aksatan kişilerine değinir.
Hepsinde de güçlü bir “hikâyeci” olarak.
Tarık Dursun, “Milliyet”, 30 Temmuz 1968



















































