

Öyküleri
Yetmiş Yaşım Merhaba
- Yazar
- Aziz Nesin
- Eser türü
- Öyküleri
- İlk baskı yılı
- 1984
Öyküler, yaşlılıkla birlikte aşkın, yalnızlığın ve yeniden bağlanma arzusunun aldığı biçimleri ele alır. Yayınevinin sunduğu anlatıda, bir ilişkiden sıyrılıp yalnızlığına dönmeye çalışan yaşlı adamın karşısına genç bir kadın çıkar; kendi kendine verdiği sözler yeniden sınanır.
Nesin Yayınevi’nde incele
İçindekiler
| Bölüm | Sayfa |
|---|---|
| Tülsü’yü Sevmek | 5 |
| Uçun Kuşlar Uçun | 18 |
| Kan Yüzüğü | 34 |
| Kimsenin İnanmadığı Öykü | 50 |
| Âdem’le Havva Kendi Cennetlerini Kuracaklardı | 54 |
| Lin-min Artık Fiong-Hua’dan Mektup Beklemiyor | 68 |
| Saçlarında ve Sesinde Güneşi Getiren Sevgili | 85 |
| Hiç Bozulmaz Usta’nın Keyfi Bugün | 97 |
| Masal Kız | 109 |
| Akbenekli Alsarı’m | 123 |
| Ne Çok Seviyorlardı Yaşlı Adamı | 147 |
Kitaptan bir bölüm
Tülsü’yü Sevmek
Sevgili V.D.
“Seni Seviyorum Tülsü” yazılı telgrafımı alınca, bu da ne demek oluyor, Tülsü de kim, diye çok şaşırmışsındır.
Aklı başında bir insanın yapacağı şey değildi doğrusu. Ama o telgrafı çekerken tam olarak aklımın başımda olduğunu söyleyemem. O gün bir uyurgezer gibiydim. İstencim dışında o telgrafı çektim sana.
Yabancısı olduğum dünyanın bu sayılı kalabalık kentinde bir haftadanberi ilk o gece bibaşıma kalmıştım. Yabancı bir kentte insanın yalnızlığı daha bir katmerleniyor. Yalnızlıktan, içinde bulunduğum hava sanki yoğunlaşıp ağdalandı ve ben bu ağda içinde zorlukla kımıldıyordum. Bu ruh hali içinde, bilincimi içkide yitirip kendimi unutmaktan başka umarım yoktu. Kaldığım otelin dolaylarındaki pahalı restoranlara, gazinolara gitmek istemedim. Çünkü kolalı insanlar, kolalı masa örtüleri, kolalı konuşmalar değil, buruşuk insanlar, buruşuk masa örtüleri, buruşuk konuşmalar arasında salt kendimle baş başa kalmak istiyordum.
Yan sokaklara daldım çıktım; öyle ki bir zaman sonra o büyük kentin içinde kendimi yitirdim. Yabancısı olduğum büyük kentlerde kendimi kalabalığın akışına bırakıp yitirmeyi seviyorum. Nasıl olsa bir taksiye binip otele dönebilirdim.
Gönlümce bikaç içkili yer buldum. Kimisinin kapısından girip, kimisinin dumanlı pencere camından baktım. Tek başıma kalabileceğim boş masası olan biyer buldum. Bitek masa kalmıştı boş. Vestiyer yolu üzerinde olduğundan boş kalmış olacaktı. Hoşuma gitti. Konuşmaların uğultusunda bile alkol kokusu vardı. Yabancılığımı yüzüme çarpan hiçbişey yoktu. Hizmet eden üç kadın vardı. Bunlardan Akdeniz esmerliğindeki kadın masama gelip isteğimi sordu. Karışık peynirle salata, beyaz şarap söyledim. İstediklerimi getiren Akdeniz esmerliğindeki kadın, küçük bir cam vazo içinde bitek kırmızı karanfil getirmek inceliğini de gösterdi. Teşekkür ettim. O tek karanfil, göz için olan o irilerden değil, ama yanık kokusu olan küçük karanfillerdendi. Bütün kokusunu içime çekip bitirmek ister gibi kokladım. İçiyor, yavaş yavaş kendime geliyordum. Yüzüm kapıya dönüktü. Kapının açıldığını görmemiştim ama, kapının girişinde duran o adamı görmüştüm. Benim yaşımda biriydi. Öyle dikilmiş, oturacağı boş masa aranıyordu bakışlarıyla. Gözüne beni kestirmiş olacak, yanıma geldi,
– Müsaade ederseniz, ben de oturabilir miyim? dedi. İsteksizcesine,
– Elbet, buyrun... dedim.
Yalnızlığımı bölüşmek istemiyordum, hele böyle biriyle... Canım sıkılmıştı. Teşekkür edip oturdu karşıma. O Akdeniz esmeri kadından, tıpkı benim gibi, karışık peynir, salata, beyaz şarap istedi.
Benim yaptığım gibi karanfili derin derin kokladıktan sonra,
– Ben bu küçük, kokulu karanfilleri, o gösterişli irilerinden daha çok severim, dedi, her kendini beğenmiş gibi gösterişli biçimleri vardır ama kokuları yok... Oysa bunlar her alçakgönüllü gibi, kendi çığırtkanlığını yapmaz, nasıl da kokar yanık yanık...
Doldurduğu şarap bardağını kaldırıp,
– Şerefe! dedi.
Bardağımı onunkiyle tokuşturup ben de,
– Şerefe! dedim.
Artık söyleşi açılmış oldu. Bu kentin yabancısı olduğunu, bir haftadanberi burada bulunduğunu söyledi.
– Ben de öyle... dedim.
Bu kez incelik olsun diye ben sözü açmak gereğini duyarak, ne iş yaptığını sordum.
– Tülsü’yü seviyorum, dedi.
Sorumu yanlış anlamış olmalıydı.
– İşinizi sormuştum, dedim.
– Ben de söyledim, dedi, benim işim Tülsü’yü sevmek...
Şaştığımı ayrımsayınca açıklamak gereğini duydu:
– Dünyada sevmekten önemli bir iş olur mu? Bugüne dek hep Tülsü’yü sevdim, ölene dek de hep seveceğim. En büyük mutluluk, insanın sevdiği işi yapmasıdır. Oysa insanların çoğunluğu, nerdeyse hepsi sevmediği işi yapıyor.
Ne iş yaptığını sorarken, ne işle geçindiğini öğrenmek istemiştim.
– İşini sevmek ne demektir? diye sorup yine kendisi yanıtladı: Hergünün yirmidört saati, uykunda bile sevdiğin şeyi düşünmek...
Şaraplarımızı tüketmiştik. Birer şişe daha getirttik. O yaşta bir adamın sevgilisi kimbilir nasıl bişeydir!
– Yaşınızı sorabilir miyim? dedim.
– Benim yaşımda birinin sevmeyi yaşamının tek işi saymasını siz de herkes gibi yadırgıyorsunuz. Yetmiş yaşımdayım... dedi.
– Aynı yaştayız demek.
– Elbet, Tülsü’yü de merak ediyorsunuz, değil mi? Herkes merak ediyor çünkü, yetmiş yaşındaki adamın sevgilisini...
Farklı yayınevi baskıları
Baskılar
Künye Farklı yayınevi baskıları
- 1984
- Adam Yayınları
- 2008
- Nesin Yayınevi














































