Son Söz
Hayvanlara değgin gerçek olaylardan derlediğim bu kitabı, hayvan sevgisinin yaygınlaşması için yayımladım.
Gazete haberlerinden öğrendiğimize göre, Habeşistan İmparatoru Haile Selasiye’nin çok sevdiği bir küçük köpeğinin boynunda milyonlar değerinde taşlarla süslü bir tasma varmış. Ölümlerinden sonra kedilerine köpeklerine bakılması için milyonlarca lira tutarında miras bırakanlar olduğunu gazetelerden öğrenmekteyiz. Çok sevdiği köpeğine, pahalı taşlardan takma diş taktıranları gazeteler aradabir yazar. Özel aşçılar, bakıcılar tutarak, kendilerine, köpeklerine baktıranlar da var.
Anladığım hayvan sevgisi, bu türlü olanlar değildir. Hayvan sevgisinin amacı, hayvanı sevmek için hayvanı sevmek olmamalıdır.
Kimileri de hayvanları, insandan nefret ettikleri için severler. İnsanlarda umdukları vefayı bulamayıp içlerine kapananlar, bütün kazançlarını besledikleri kırk elli kediye harcayanlar vardır.
Bir de insanlara hiç değer vermeyip, hatta insanlara düşman olup hayvanlara aşırı sevgi besleyenler vardır. Örneğin, biçok romana, filme konu olan kimi Naziler, özellikle kimi Nazi şefleri aşırı hayvan sevgisi olan kişilerdi. Hiç acımasız, insanları, çocukları ölüme göndermelerinin, fırında yaktırmalarının ardından bir kanaryanın ötüşüyle duygulanıyor, bir kaplumbağayı özenle besliyor, hasta kedi karşısında acınıyor, bir yaralı köpek için ağlayabiliyorlar. Böyle olayları anlatan romanlar, filmler çoktur.
Bir okurumuz, bu kitapta topladığımız hayvanlara değgin olaylar bir gazetede yayımlanırken gönderdiği mektubunda, insanlarımızın hayvan sevmediklerini yazıyor ve beni şöyle eleştiriyordu:
“Batı’nın kimi ülke ve insanlarını tanıyan bir yurttaş olarak derim ki, hayvan sevgisi enaz olan insanları, hatta hayvana düşman olanları bizim sınırlarımız içinde bulursunuz. En kalabalık kentlerimizde kalburüstü aile çocuklarının bile sokakta buldukları başıboş kedi yavrularına yaptıkları işkenceleri görmüş olacaksınız. Anababalar, çocuklarına hayvanları okşayıp sevmesini öğretmedikleri gibi, sokaklarımızda sürüp giden bu işkence olaylarını gözleyip, çocukların sadist eğilimlerini önlemezler.
Uzağa ne gidiyoruz. Ankara Hayvanat Bahçesindeki aslanın bir gözü, seyircilerden birinin attığı taşla kör olmuştur. Bizde kedi, köpek harası, çiftliği yoktur. Atlarımız cılızdır, bakımsızdır; onlara sütçü beygiri deriz. Sokaklarımızda kümes hayvanları bacaklarından tutulup baş aşağı sarkıtılarak taşınır. Hele zavallı eşeklerin, kötü yapılmış semerler yüzünden sırtları yara içindedir.
Biz, hangi kuruluşumuza, yaptığımız hangi işe dayanarak hayvansever toplum olduğumuzu ileri sürebiliriz?
Kendilerini beslemekte zorluk çekenler, değil hayvanları, komşularını bile tam anlamıyla sevemez.”
Bu okurumun mektubunda, katıldığım, katılmadığım yerler var. Ama son yargısına yüzde yüz katılmaktayım. Tıpkı sanat beğenisi, sanat sevgisi gibi, hayvan sevgisi de, ancak ekonomik ve sosyal koşulların belirli bir üst düzeye ulaştığı toplum insanlarında görülür. Bu okurum bu yargısından sonra da şöyle diyor:
“Siz bir Çocuk Bakım Vakfı kurmuşsunuz. Onun yerine Hayvanları Koruma Derneğine bir bağışta bulunsaydınız! Aklınıza gelmemiş miydi yoksa? Bu da sizin, ne kadar hayvan sevgisiyle dolu bir yürek gezdirdiğinize delalet eder.”
Okurumun bu önerisine şu nedenlerle karşıyım: Bana göre, hayvan sevgisinin amacı, insan sevgisini sağlamak olmalıdır. Hayvanları, doğayı sevmeyenler, insanları da sevmezler; başka insanları sevmeyenler, gerçekte kendilerini de sevmiyorlardır, kendilerine bile düşman olurlar.
Hayvanları severek, bu sevgi yoluyla, insanları sevmeliyiz. Hayvanları seven bir insanın, insanları da sevdiğini sanmak yanlıştır. Kimi Nazi ileri gelenlerinde, hayvanları doğaldışı sevenlerde, köpeklerine pahalı takma diş taktıranlarda, köpeğine milyon değerinde tasma takanlarda, milyonlar tutan miraslarını kedilerine, köpeklerine verenlerde görüldüğü gibi bu tür hayvanseverlik, insanı, insanları sevmeye ulaştırmaz, tersine, insanlardan uzaklaştırır.
Hayvan sevgisinin amacının, insanı sevmek olması gerektiği inancındayım. Bu kitabı da böyle bir amaçla derledim. Buyüzden kitabı, çocuklarımızın okumalarını çok istiyorum. Derlediğim bütün olayların, bu amaca yönelik olduğunu söyleyemem. Gelecek basımlarında kitabın daha zenginleşip salt bu amaca göre düzenleneceğini umuyorum.
Hayvanları her seven kişi ille insanları da sevmez, ama insanları seven her kişi, hayvanları, doğayı kesinlikle sever.
Feneryolu, 26 Haziran 1973




















































