Yankılar
Ölmüş Eşek
Nihayet, daha başka bazı değerli karikatürcülerimizle birlikte Aziz Nesin, Türk sosyal hiciv sanatının şahikasında görünüyor. Hikâyelerinde ve romanlarında iyi ve kötü bütün niyetlerimizle, bilgisizliklerimizle, ihmallerimizle, en basit idare mekanizmalarını işletmekteki aczlerimizle, yokluklarımızla, maskaraca gururlarımızla, dalkavukluklarımızla, yıkılmaya yönelmiş vicdanlarımızla biz varız. Mesela O’nun son kitabı “ÖLMÜŞ EŞEK” beni ve dostlarımı kahkahadan nefes alamayacak hale getirdi. Bu yazıların arkasında muharririn, bu kahkahaların arkasında da bizim gözyaşlarımız vardır.
Aziz Nesin bugünkü Türk hiciv edebiyatının en büyük ustasıdır. Eserlerine gülüp geçmek değil, güldükten sonra her sahnenin taşıdığı trajik manalar üzerinde düşünceye dalmak lazımdır. Çünkü O’nun müşahede ve tasvirlerinde mübalağa çok, fakat yalan yoktur.
Peyami Safa, “Milliyet”, 26 Eylül 1957
Bir Kitap - Bir İlan
Şecaat Arzederken
14 Şubat 1961 tarihli “Akbaba” dergisinde, Bay Aziz Nesin’in “Ölmüş Eşeğe Mektuplar” başlığı ile yazdığı hikâyelerin yayınlandığı sayfada, şöyle bir not var : “Bu hikâyeler kitap haline getirilmiş, Rusçaya çevrilmiş, yüz on bin nüsha basılmış, büyük ilgi görmüştür...”
Bu satırların okuyucuya anlatmak istediği nedir ? Kitabın yüksek bir edebi değer taşıdığı böylece ispat mı edilmiş oluyor ? Bir eserin Amerika’da, İngiltere’de, Fransa’da, kısaca, sanatın müstakil bir müessese olmak hüviyetini muhafaza edebildiği herhangi bir memlekette ilgi görmesi, yüzbinin üstünde basılması, umumiyetle, sanat kıymetini ifade eder. Ancak, Rusya ve Demirperde gerisi memleketleri bahis konusu olunca aynı şey söylenebilir mi ? Elbette söylenemez. Aksini iddia edebilmek için komünizmin ne olduğunu, sanat ve edebiyat görüşünü, hele hürriyet anlayışını hiç bilmemek lazımdır. Komünist bir idarenin edebi bir esere ilgi duyması, basılıp satılmasına müsaade etmesi, o eserin millî nizamları yıkmaya çalışması ve komünizmin yayılmasına yardımcı bir mahiyet taşıması ile mümkündür. Sovyet Rusya’da neşriyatın sansüre tabi tutulduğu, Marksist doktrinin muteber saymadığı eserlerin basılmasının, hatta okunmasının yasak olduğu inkâr edilebilir mi ?
Zavallı Pasternak Nobel Armağanına layık görülen romanını vatanında bastıramazken, “kapitalizme hizmet ettiği, mistik bir hava taşıdığı” gibi sanat dışı iddialarla aforoz edilirken, “Ölmüş Eşeğe” bu kadar rağbetin manasını anlamak güç olur. Az tanınmış bir edebiyatın, vasatı aşmayan bir yazarına izhar buyurulan bu pek derin teveccühün başka türlü bir izahı yoktur. Şu noktayı da belirtelim ki, Bay Aziz Nesin, yalnız “Ölmüş Eşeği” ile değil, diğer kitapları ile de kanunların müdahalesine maruz kalmadığı müddetçe, yazılarında serbesttir. Buna bir diyeceğimiz olamaz. Ama, hem Bay Nesin’in hem de onu kendinden daha çok reklam eden Bay Yusuf Ziya’nın milliyetçilik iddialarında ne kadar samimi oldukları da umumi efkârı herhalde bir düşünceye sevkeder. Milliyetçi bir yazar için eserinin Rusya’da yüz on bin nüsha basılması, ilgi görmesi, bir iftihar vesilesi değil, olsa olsa, bir hicap vesilesidir. Kaldı ki, milliyetçi bir eser, Rusya hudutlarından içeri giremez.
Uzun lafa ne hacet. Bay Yusuf Ziya Ortaç’ın, enaz Bay Aziz Nesin’inkiler kadar kuvvetli eserlerini biliriz. Acaba onlar da Rusçaya çevriliyor, yüz on bin basılıyor, büyük bir ilgi görüyorlar mı ? İri ve süslü kelimelerin, kıvrak üslupların arkasına saklanamayacak bazı hakikatler vardır. Bunlardan bir tanesi de komünist Rusya’nın iltifatına mazhar olunduğu için övünmekle, milliyetçilik iddialarının yan yana gelemeyeceğidir.
1961 yılının “Meçhul” Bay Yusuf Ziya Ortaç’ını, o güzelim “Beşik” yazarı muhteşem Yusuf Ziya’ya şikâyet ediyorum.
“Tercüman”, 27 Mart 1961






















































